Arı Sevgi Elçisi

Arı Sevgi Elçisi

Türkiye’nin Arı Sevgi Elçisi. Arılar için konuşan ve koşan Yonca Tokbaş: Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun Arı Sevgisi Elçisi olmak istiyorum.

Türkiye'nin Arı Sevgi Elçisi

BUGÜN yine o gün… Yürünmemiş yollarda yürüyen kadınların günü. Yaratıcı, meraklı, önyargısız, algıları ultra açık kadınların günü. Ve tutturuk. İşte Yonca Tokbaş onlardan biri.Kafayı arılara takmış vaziyette. Yonca, bir hayata 4 ömür sığdırabilen arkadaşım. Arı gibi çalışkan, hızlı, üretken ve çok yönlü. Kendisinden başka canlıları koruma, canına can katma bilinci çok gelişmiş biri.

Türkiye'nin Arı Sevgi Elçisi

Türkiye’nin maraton koşan ilk ve tek köşeyazarı. Çok renkli bir kişilik. “Global” ve “dünya vatandaşı” terimlerinin tam karşılığı. İnanılmaz bir enerjisi vardır, susmaz, gerçekten her şeyi bilir. İlaç prospektüsü gibidir. Ve sağlam kızdır, harbidir. Senelerdir koşuyor. Son dönemlerde arılar için de koşuyor. Ve her fırsatta, her yerde arıları anlatıyor. O, arı sevgisini Debra Roberts’dan öğrendi. Roberts, arılara gönül vermiş müthiş bir kadın. “Debra bana el verdi, ben de aldım!” diyor. Söz, Yonca Tokbaş’ta…

– Yoncacım seni yakaladım, arıları soracağım…

Yaşasın! En sevdiğim konu, hadi sor, sor…

– Bizim “arı sevgimiz” pek gelişmiş değil… Neden?

Türkiye'nin Arı Sevgi Elçisi

Çünkü korkuyoruz! İnsan tanımadığı, bilmediği, üstelik çocukluğundan itibaren etrafında herkesin korkuyla yaklaştığı, öldürmek için uğraştığı bir varlıktan korkar! Biz arıların varlık sebebini bilmiyoruz. Onları tanımıyoruz. Anlamıyoruz. Merak da etmemişiz. Neden sürekli tepemde vızıldayıp duruyorlar? Ne işe yarar bu can?

– Sahi, ne işe yarar arılar?

Arılar olmasaydı ne sen, ne ben, ne çocuklarımız, ne de geleceğimiz olurdu! O kadar ciddi bir varlık sebepleri var. Arılar yoksa, hayat yok!

– Vayyyy! Arıların ateş böceklerinden, kelebeklerden ve diğer uçanlardan farkı ne peki?

Türkiye'nin Arı Sevgi Elçisi

Tozlanmaya katkı sağlıyorlar. Yani bütün -bak bütün diyorum- besin kaynaklarımızın özünde, arıların emeği var. Yüzde 90 diyeyim daha kesin bir rakam olsun. Bugün ne yiyorsan, hatta ne içiyorsan arılar sayesinde onlar sofranda! Arılar olmadan olanlar da kimyasallar ve genetiğiyle oynanmış tohumlar, hormonlarla sofranda.

– Desene, arıların değerini bilmiyoruz biz…

Bu konuda sadece biz değil, bütün dünya eksik ve hatalı! Ama önemli olan hatanın bir yerinden dönmeye başlamak. Düşünsene, domates, salatalık, limon, portakal, muz, çilek artık aklına hangi meyve ve sebze geliyorsa, her birini hayata getiren arılar. Onlara hayat veriyorlar! Mesela domates çiçek açtığında sadece arıların bildiği bir zaman var. O zamanda arı geliyor, domatesin çiçeğine oturuyor ve yine sadece arıların bildiği bir “si” tonunda başlıyor vızıldamaya. Ne kadar zaman vızıldayıp, o çiçeği nasıl bir hızda titretmesi gerektiğini de bilen yine arı! İşte domatesin çiçeği üzerine ancak o arı konduğunda yerini domatese bırakıyor! Yoksa düşüyor ya da üzerinde kuruyor, domates olamıyor.

– Büyülü bir şey bu anlattığın…

 

Ben de çok etkileniyorum. Bu yüzden doğal domates üretimi için Çin’de “domates vibratörleri” yapılmış, düşün! İşçiler domatesin çiçeğine arı vızıltısı ve titreşimi veriyor, sadece bir tane üretsin diye. Çok çok acayip değil mi? Arı olmazsa badem yiyemezsin mesela. Bademin tek varlık sebebi arı! Yoksa kimyasala, hormona, ilaca mahkûmsun. Bu da şu demek: Arıyı kimyasallarla, ilaçlamayla hasta ettiğin şekilde sen de hastalanıyorsun. O yüzden onları hasta etmeyeceğimiz bir yol bulmalı…

Arılar için konuşan ve koşan Yonca Tokbaş:  Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun  Arı Sevgisi Elçisi olmak istiyorum

Arı yoksa hayat yok! 4 yıllık ömrümüz kalır!

 

– Şu anda yeryüzünde tek bir arı bile olmasa bu bizim hayatımızda ne tür bir değişikliğe yol açar?

4 yıllık ömrümüz kalır!

– Oha!

Valla. Üstelik bunu ben değil, Albert Einstein söylemiş. Dediği cümle aynen şu: “Arılar bu hızla ölmeye devam ederse insanlığın yaşayacak 4 yıl ömrü kalır!” Besin kaynaklarımız tükenirse birbirimizi yeriz. O kadar önemli, o kadar ciddi. Bak, biz burada konuşurken bulunduğumuz ortamda eminim en az trilyon arı çalışmakta. Bu arıların yaptığı seri üretimi ne sen, ne ben, ne koca dünya orduları birleşse bu hızda yapamaz. Ayrıca bu kadar korktuğumuz arıların harbiden bize bir gıcığı olsa, karar verip “Saldıracağız!” deseler, zaten inan bitmiştik! Tek dertleri var onların, güneşin doğuşundan batışına çalışıp bütün dünyaya hayat vermek, besin kaynaklarını var etmek…

– Arılar yoksa devam edebilecek tek bir besin bile yok mu?

Var. Sadece patates! Ama patatesle bir ömür geçmez!

 

Türkiye’de insanlar böcek ilacı bağımlısı olmuş!

 

– Peki, artık yavaştan bir “farkındalık” söz konusu mu?

Evet. Amerika’da ve Avrupa’da bu konuda çok ciddi adımlar atıldı. Arıları koruma amaçlı yasalar çıktı. Böcek ve tarım ilaçlarının içinden ‘neonikotinoid’ denilen maddenin çıkartılmasına, asla kullanılmamasına karar verildi. Şöyle anlatayım: Arılar da can. Senin, benim gibi onların da kendi sağlık sorunları var. Grip oluyorlar, hastalanıyorlar ve bunlarla başetmeye çalışırken biz, insan denen en yok edici yaratık, gidip zamanlı-zamansız, bilinçli-bilinçsiz sürekli tepelerine ilaç sıkıyoruz. Öldürmek için savaş açıyoruz. Ve milyonlarca arı aynı anda ölüveriyor. Oysa o ilaçlamaya hiç ihtiyacımız yok. Bıraksak da arılar bizim doğamızı yeşertse, bereketlendirse… “Hızlı yeşerteceğim, çiçek açtıracağım, bir günde domatesi kafam kadar büyüteceğim!” diye açgözlülük yaparken hızla ölüme yaklaşıyoruz aslında!

– Yani kendi elimizle kendi hayatımızın sonunu getiriyoruz…

Aynen öyle! Benim gördüğüm, Türkiye’de insanlar böcek ilacı bağımlısı olmuş. Ben kokudan duramıyorum. O, “Bir şey olmaz zararı yok!” diyor. O kadar alışılmış o kokuya. Alıp içelim o zaman! Ya da parfüm diye sıkalım! İçindeki o neonikotinoid canımıza, sağlığımıza, toprağa, besine, arıya, hayata kastediyor! Acilen Türkiye’de de yasaklanmalı! Avrupa, Amerika, Avusturalya, Yeni Zelanda bu konuda çok ciddi önlemler aldı. Her yerde alınmazsa vay halimize! Ne olur, her türlü ilaçlamadan ve kimyasaldan uzak duralım…

Arılar için konuşan ve koşan Yonca Tokbaş:  Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun  Arı Sevgisi Elçisi olmak istiyorum

Dünyayı kurtaracak toprağa ve arıya sahip bir ülkeyiz!

 

– Gelelim Anadolu’ya… Anadolu’nun arı kolonileri açısından önemi ne?

“Anadolu Arıları” benim projemin adı. Anadolu’nun arıları, dünyada her şeye rağmen sağlıklı kalabilmiş en kalabalık arı kolonileri. Bombus arılarımız kaçak olarak Kore’ye gönderiliyor. Kimsede bizimki gibi arı yok. Müthiş bir nesil. Dahası Anadolu, dünyanın en değişik, en çeşitli, en bereketli çiçek-bitki örtüsüne sahip. Anadolu her anlamda hayatın kalbi, anası. Dünyayı kurtaracak toprağa ve arıya sahip bir ülkeyiz. Kimse çıkıp bizim nelerimiz ne kadar iyi anlatmıyor. Bu verdiğim bilgiyi de ben Amerika’dan Debra Roberts’dan öğrendiğimde şok olmuştum. “Türkiye” demişti, “Arılar konusunda, arıların yaşamı için dünyanın en bereketli toprağı!” Ne olur bunun farkına varalım, kıymetini bilelim…

 

Biz her gün milyonlarca arının emeğini çöpe atıyoruz

“EVET, bal çok önemli bir besin. Şifa. Derman. İlaç. Ama arı yoksa bal da yok. İlk öncelik arı. Arı. Arı. Bal, arılar için de kendi öz besin kaynakları. Isınmak için ihtiyaçları var kovanda. Yani kovancı bütün balı alırsa arılar yine ölür. Sırf bal için arıdan olmak, kendini kalbinden vurup öldürmek! Ayrıca yeri gelmişken, bir tek arının bütün ömrünce güneşin doğuşundan batışına kadar on binlerce çiçek, binlerce kilometre katederek elde ettiği bal, bir çay kaşığının bir bölü 12’si kadar. Bir gıdım yani! Düşünsene, insanlar tabaklarına kovayla bal alıp, yemeyip bırakıyor. O tabağın kenarında kalan, kaşıkla lavaboda yıkanan bal binlerce arının ömürlük emeği! Ben alsam, senin ömrünün emeğini lavaboda yıkasam, çöpe atsam ne hissedersin? Biz her gün milyonlarca arının emeğini çöpe atıyoruz!”

Arılar için konuşan ve koşan Yonca Tokbaş:  Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun  Arı Sevgisi Elçisi olmak istiyorum

En büyük hayalim Türkiye ve Ortadoğu’nun arı sevgisi elçisi olmak

 

– “Arı dostu” şehirler mi var dünyada?

Var. New York, Berlin, Paris. Bunlara her gün ekleniyor. Restoranlar, oteller var bu konuda çok ciddi farkındalık yaratan. Bu şehirlerde neonikotinoid kullanılmıyor. Belediyeler öyle kafalarına göre “Ay bu ne güzel çiçek!” diye dikim yapmıyorlar. Arılara besin kaynağı olacak bitkiler, çiçekler ekiyorlar. Parklarda arı otelleri var, konaklayabilsinler diye. Gökdelenlerde, evlerin balkonlarında kovana izin veriliyor. Paris belediye binasının tepesinde kovan var. Bal alındığında -arılara kalacak miktar bırakılıp- gerisi halka bedava veriliyor. Kırsal kesimlerde hunharca arı katliamına neden olan kimyasal ilaçlamalar yüzünden şehirler arılara sığınak oldu…

– Sen bunu herkese anlatabilmek için neler yapıyorsun?

Konuşmalar yapıyorum. Şirketlere, üniversitelere, kişilere, kurumlara… Instagram hesabımda, dost sohbetlerinde hep “arı sevgisi” anlatıyorum. Ayrıca “Anadolu Arıları – Arı Sevgisi” diye bir proje başlattım. TOG ile gençlere “Arı Sevgisi Eğitimi” veriyoruz. Gençler yeni projeler üretip, yerelde kendi projelerini anlatıp çoğaltıyorlar. Bugüne kadar 26 ilde inanılmaz işler başardılar. İlkokullara arı sevgisini anlatacak piyesler yazdılar, belediyelerin dikim yaptığı bitki ve ağaçları arıların sevdikleriyle değiştirdiler, çiftçilerle bilinçlendirme sohbetleri gerçekleştirdiler, ailede eskiden yapılan kovancılığa dönen bile oldu…

– Bir de koşuyorsun sen…

Evet, maraton koşup “Adım Adım” bünyesinde bağış topluyorum ki eğitimlere devam edebilelim. En çok istediğim daha çok fon sağlayabilmek için daha çok konuşmalar ve eğitimler düzenlemek. Yani, şirketler gelse ben her birinin ucunu bağlarım arılara… Arılar kadar çalışkan, sürdürülebilir, yeşil, enerji tasarruflu, hem kendinin hem bütünün hayrına çalışan başka hangi canlı var ki? TEGV ile de çalışmaya başlıyoruz şimdi… En büyük hayalim “Ortadoğu ve Türkiye’nin Arı Sevgisi Elçisi” olmak!

Arılar için konuşan ve koşan Yonca Tokbaş:  Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun  Arı Sevgisi Elçisi olmak istiyorum

 

Peki, biz bireysel olarak ne yapabiliriz? Baygın arı nasıl hayata döndürülür?

 

– Peki, biz oturduğumuz yerden bir şey yapabilir miyiz?

Bir arı dengesiz bir şekilde uçup duruyorsa ya susuz ya aç ya da ilaçlama yüzünden yerini yurdunu bulamayacak haldedir… Öldü ölecek. Seni sokası yok yani. Çaresiz o, çaresiz! Acı çekiyor. Veya baktın baygın yatıyor yerde. Hemen bir çay kaşığına bal sür. Arıya götür. O balı emer, emer, sana bakıp teşekkür eder ve uçar gider. Bir başka yapabileceğin şey de bahçeye, balkona bir tas su koy. İçinde de taşlar olsun. Arılar oturup rahat su içebilsin. Yoksa, koca suyun içinde boğuluyorlar. Dünyanın her yerindeki takipçilerden, her gün yüzlerce mesaj geliyor: “Yonca bugün bir arıya su verdim, bal verdim uçtu gitti, canını kurtardım!” diye. Ben de mutluluktan uçuyorum! Arıların sevdiği bitkileri de dikebilirsiniz. Fesleğen, reyhan, lavanta, adaçayı, kekik, rezene, nergis, sardunya, yonca… Ve lütfen ama lütfen, her türlü kimyasalı çıkaralım hayatımızdan! İnanmayın “Sağlığa zararsız!” diyenlere, zararlı!

Hürriyet / Ayşe Arman

 

Geleceğin meslekleri

Geleceğin Meslekleri İçin Sahip Olmanız Gereken 5 Süper Yetenek

Geleceğin Meslekleri İçin Sahip Olmanız Gereken 5 Süper Yetenek

Geleceğin meslekleri

Geleceğin meslekleri

İş dünyası değişiyor, ayakta kalabilmek için muhtemelen üniversitede öğrenemeyeceğiniz bazı becerilere sahip olmanız gerekir.

İş tanımınız son 5 yılda oldukça değişti veya şu an sahip olduğunuz meslek, belki de kısa bir süre önce yoktu. Gelecek Enstitüsü’ne (Institute for the Future-IFTF) göre günümüzün ve geleceğin iş yerleri, teknoloji, ekonomi, çevre ve politikadan dolayı oldukça farklı bir hal aldı.

Yetenek yönetimi yazılımı ve sistem sağlayıcısı olan, Gelecek Enstitüsü ile geleceğin becerileri üzerine çalışmalar yapan Cornerstone’un CEO’su Adam Miller, gelişmekte olan iş yerlerinin becerileri bölüştürdüğünü söylüyor ve ekliyor:

“Yüksek becerileri nispeten az barındıran çok büyük bir iş grubumuz var ve bu işlerin birçoğu, gelecekte otomatik hale getirilecek. Diğer taraftan, yüksek teknik beceri gerektiren işlerin önü oldukça açık çünkü bu becerilere sahip yeterince insan yok. Çalışanlar farkında olmasa da, sahip oldukları becerilerin ömrü artık eskisinin yarısı kadar.”

Gelecek Enstitüsü’ne göre, rekabet etmek ve pazarda sağlam bir yere tutunmak istiyorsanız, 5 “süper beceri” konusunda uzman olmalısınız:

1) Geleceğin Meslekleri için Kişisel Marka

Geleceğin meslekleri

Geleceğin meslekleri

Geleceğin Meslekleri İçin Sahip Olmanız Gereken 5 Süper Yetenek

Başarılı olmak, kendinizi diğerlerinden ayıracak özelliklere sahip olmak demektir. Gelecek Enstitüsü’ne göre, kim olduğunuz ve kim olmak istediğinizi tanımlayan kişisel bir markaya ihtiyacınız olacaktır. Bunun için, devamlı bir itibar ve güven oluşturmanız gerekir. Purdue University Global’ın kariyer hizmetleri başkan yardımcısı Jennifer Lasater, kendinizle ilgili oluşturduğunuz izlenimin, kültürüne en uygun olduğunuz işyerini bulmak ve iş arkadaşlarınıza, müşterilerinize ve yöneticinize güven duymanız için çok önemli olduğunu söylüyor.

Sosyal medya varlığınızı ve e-posta adınızı düzenlemek gibi temel adımlarla başlayın. “Görünümünüzün profesyonel, parlak ve ilgilendiğiniz bir organizasyon için uygun olduğundan emin olun.” diyor Jennifer Lasater. Aynı zamanda, bir mentor, danışman veya güvendiğiniz bir arkadaşınızın görünümünüz hakkında vereceği samimi bir geri bildirimin size yardımcı olabileceğini de ekliyor.

London Business School’daki örgütsel davranış profesörlerinden Tammy Erickson ise bu konudaki fikirlerini şöyle bildiriyor:

“Kişisel bir marka oluşturmak, başarılarınızın ve özelliklerinizin farkında olmayı da içerir. Ben onlara ‘rozetler’ diyorum. Bunlar, itibar portföyünüzü oluşturan beceriler. Bu beceriler, finansal bir sihirbaz, güvenilir veya yaratıcı olmanız olabilir. Bunları, geleneksel akademisyenlerin fark edemediği, daha yumuşak, daha niteliksel becerilerle harmanlamalısınız.”

2) Geleceğin Meslekleri için Dijital Kıvraklık

Geleceğin meslekleri Dijital kıvraklık

Geleceğin meslekleri

Geleceğin Meslekleri İçin Sahip Olmanız Gereken 5 Süper Yetenek

Miller, dijital dönüşümün her sektörü etkilediğini ve “makine” ile arkadaşlık kurabilmenin en önemli 5 beceriden biri olduğunu söylüyor. “Teknoloji bir yere gitmiyor ve bir bölüm haline geliyor. Şimdi, bütün dünya, teknoloji dünyası.” diye ekliyor.

İnsanlar, robotlar ve botlardan oluşan ekiplerin nasıl bir araya getirileceğini ve nasıl bir arada çalıştırılacağını bilmeniz gerekiyor. Gelecek Enstitüsü’ne göre, yapay zeka asistanlarınız size kolaylık ve verim vaat edecektir ancak daha fazlasını yapmak ve daha önce yapamadığınız şeyleri başarmak için onların zekasına nasıl dokunacağınızı bilmeniz gerekiyor.

Çalışan değerlendirme çözümleri sağlayıcısı Caliper’ın organizasyonel gelişimden sorumlu başkan yardımcısı George Brough, teknolojiyi ve makineleri benimseyebilme yeteneğinin işlerin yapılabilme yeteneğiyle ilgili olduğunu söylüyor. Brough, gerekli araçları, nasıl kullanılacağını ve hangi durumda hangisinin kullanılacağını bilmenin önemli olduğunu düşünüyor ve bunun için de yeni beceriler edinmek, eksik olduğunuz konularda insanlarla ve makinelerle işbirliği içinde olmak gerektiğini de söylüyor.

3) Network Sahibi Olmak

Ekonomi, iş ve kitle kaynak kullanımı ile birlikte ilerledikçe, kişisel bir beceri grubuna ait olmanız önemli hale gelmektedir. Gelecek Enstitüsü’ne göre, açık, özel veya kamu malları gibi ticaretin birçok farklı türüne hakim olmalısınız ve dünyadaki şekiller değiştikçe, istediğiniz şekillendirmeleri yapmanız için bir tasarımcı gibi düşünmeniz gerekiyor.

Pace Üniversitesi Kariyer Hizmetleri Departmanı müdür yardımcısı Jim Davis, “Bu ortamda kariyer yapmak ve finansal istikrarı korumak için kişisel çevrenize güvenmek önemli bir faktör ve network oluşturmanın yeni bir pozisyon veya iş bulmak için en etkili yol olduğu birçok kez kanıtlanmıştır.” diyor.

Bunu anlamak ve kariyeriniz boyunca network oluşturmak ve networkünüzü geliştirmek için zaman ayırmak, kariyer değişikliği yapma zamanınız geldiğinde, fırsatların ortaya çıkmasına yardımcı olacaktır.

4) Karmaşıklığı Anlamlandırabilmek

Geleceğin Meslekleri İçin Sahip Olmanız Gereken 5 Süper Yetenek

Karmaşıklık, kaos gibi görünebilir ama Gelecek Enstitüsü’ne göre, yeni yollar çizmek için noktaları birleştirmeniz gerekir. Miller, uyum sağlayabilir olmanın, değişime ayak uydurmanızı kolaylaştıracağını ve sahip olmanız gereken yeni yetenekleri kabul etmeniz gerektiğini söylüyor. Değişim konusunda rahat olmalısınız ve yeni beceriler geliştirmeye istekli olmalısınız.

Yönetici Geliştirme Danışmanlığı firması olan Executive Development Associates’in Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Bonnie Hagemann, değişime açık olmanın, büyüme fırsatları aramanıza yardımcı olacağını söylüyor ve en iyi büyüme fırsatının, yalnızca bir üste ilerlemek değil, başka bir rol ya da projede olabileceğini de hatırlatıyor. Aynı zamanda Hagemann, “Bazen yeni bir beceri öğrenmek için bir geri adım atarsınız ve sonra yeniden yükselirsiniz. Kariyer örgüsü yerine, kariyer basamaklarını düşünün.” diye ekliyor.

5) Esnek Olmak

Geleceğin Meslekleri İçin Sahip Olmanız Gereken 5 Süper Yetenek

Kişisel yaşamınızda, esnek olmak genellikle sorunları ve engelleri aşmakla ilgilidir. Charlotte Üniversitesi, Indiana Üniversitesi İşletme Fakültesi’ndeki işletme ve ticaret hukuku profesörü Charlotte Westerhaus-Renfrow, “Bir iş ortamında esnek olmak, engelleri, çözümlere ve fırsatlara çevirmenize yardımcı olur. Bunu yapan çalışanlar çok değerli olur çünkü böylece işyerinde yenilik kültürünü hızlandırırlar. Dönüşüm yapamayan şirketler esnek olmadıkları için başarılı olamazlar.” diyor.

Westerhaus-Renfrow, esnekliği geliştirmenin en iyi yollarından birinin, olumsuz durumları, herhangi bir durumdaki olumlu olasılıklar üzerinde büyük bir etki oluşturmaya odaklamak olduğunu söylüyor, “Kendinizi, destek ve rehberlik edebilecek esnek insanlarla çevreleyin. Esnek insanlar, ilham vermeye ve uyumlu insanlar oluşturmaya eğilimlidir.”

Lasater’a göre, esneklik, herhangi bir meslekte herkes için en önemli özelliktir. “Gerilimler, problemler ve kişisel sorunlar dikkati dağıtıcı ve bunaltıcı olabilir, ancak her seferinde yükselmeyi bilen insanlar harika şeyler yapar” diyor. Lasater, “Bunun için kısa ya da hızlı bir yol yok; eğer yeterince istiyorsanız, ona karşı çalışmaya devam etmelisiniz. ” diye ekliyor.

Elif Özçakmak

İTÜ – İşletme Mühendisliği | Editör @ceotudent

PERPA HABERLERİ   PERPA ANA SAYFA  PERPA İLETİŞİM    ELEKTRİK MALZEMELERİ

Volkan Bozkır AB Havayı suyu da temizler

AB Havayı suyu da temizler Volkan Bozkır

Volkan Bozkır AB Havayı suyu da temizler

AB Havayı suyu da temizler

AB Havayı suyu da temizler

AB ile atılım sürecini ileriye taşımak amacıyla kurulan Reform Eylem Grubu üç yıl sonra ilk kez toplandı. Amaç: ilişkileri yeniden canlandıracak yol haritasını belirlemek. Peki ne oldu da Türkiye, yüzünü yeniden AB’ye çevirdi? Türkiye hangi adımları atacak? Yargı, insan hakları, ekonomi bu süreçten nasıl etkilenecek? Grubun isim babası, eski AB Bakanı ve TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Volkan Bozkır’la röportaj yapan Hürriyet‘ten İpek Özbey AB ve Türkiye’nin son durumunu konuştu.

Volkan Bozkır AB Havayı suyu da temizler

AB Havayı suyu da temizler

TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Volkan Bozkır: AB havayı da suyu da temizlerABD ile ilişkiler gerilince, yüzümüzü AB’ye mi çevirdik? Nasıl oldu da üç yıl aradan sonra yeniden gündem AB?

Maalesef ABD’nin yeni yönetiminden kaynaklanan çok enteresan bir rüzgâr esiyor. Bu rüzgâr 45 yıllık diplomatik yaşamımda görmediğim bir tarzda yönetiliyor. Neticede ABD güçlü bir ülke. Kendine yetecek kaynakları var. Bütün ülkeler bu çıkar ilişkisinde, kendini koruma ve yeni düzenle bir şekilde yaşayabilme arayışı içindeler. Konjonktür bir bakıma Avrupa Birliği ile Türkiye’yi birbirine itiyor. Tek taraflı olarak “Ben AB ilişkisini sürdüreceğim” ya da “Düzelteceğim” dediğinizde bunu tek başına yapamazsınız. Karşı taraftan mutlaka bir mesaj almanız lazım. Avrupa’dan Türkiye’ye bir mesaj geldi.

Volkan Bozkır AB Havayı suyu da temizler

AB Havayı suyu da temizler

Yeniden adım atmaya bu mesaj mı vesile oldu?

Hayır, biz zaten ilişkiyi hiç kesmedik. Türkiye tarafında hiçbir zaman bir sıkıntı olmadı ve bu ilişkiyi hiçbir zaman sadece “Üye olayım, bütün menfaatlerinden yararlanayım” algısıyla yürütmedi. Bu ilişki sayesinde Türkiye’de çok önemli reformlar gerçekleşti. Bu reformlar için çaba sarf etmenin altında AB’ye üye olmaktan çok, Türk insanının günlük yaşamında göstereceği pozitif etki vardı. Darbe teşebbüsünden sonra ortaya çıkan OHAL’in kaldırılmasıyla yeni bir düzene geçiyoruz. Gerçekten önemli bir eşikteyiz. Bu gelişmeler olurken, AB ile ilişki içinde olmamız fevkalade önemlidir.

AB’den nasıl bir mesaj aldınız?

Türkiye için kalp kırıklığı yaratan nokta, vize muafiyeti sürecinde son aşamaya kadar gelmişken Avrupa Birliği tarafından Türkiye’nin o günkü şartlarda yerine getirmesi mümkün olmayan bir şartın ortaya atılmasıydı: Terörle Mücadele Yasası’nda değişiklik! Bugün belli ölçülerde değişiklik yapılabilir ama o gün hiçbir şekilde yapılamazdı. O günlerde çok değişik yerlerde Türkiye’de bombalı saldırılar olmuş, onlarca insanımızı yitirmişiz, terör tehdidi en üst noktasına çıkmıştı. Siyasi olarak Türkiye’nin o günkü çıkarları bakımından öyle bir değişikliği ağza almak bile mümkün değildi. Ben o akşam Avrupa Birliği Bakanı olarak bir şey teklif ettim.

Anlatır mısınız?

Şöyle konuştum: “Öyle bir şey buldunuz ki,  her şey mümkün, ancak bunu şu anda yapamayız. Ama biz size ‘gelecek sene bunu gözden geçireceğiz’ diye hükümet olarak bir garanti verelim. Veya Türkiye müzakerelere başlayacakken nasıl ‘Kopenhag Siyasi Kriterleri’ni yeterince yerine getirdiniz’ dediniz ve biz müzakerelere başladıysak, burada da şöyle deyin: ‘Türkiye bu vize kalkmasıyla ilgili 72 kriteri yeterince yerine getirmiştir, geri kalanlarla ilgili çalışmalar sürdürülecektir, iyi yolda gidilmektedir.’ Bunu kesmeyin.” Yapmadılar. Türkiye’de çok büyük hayal kırıklığı yaşandı. Arkasından bazı ülkeler Türkiye’yi rencide edecek demeçler verdi. 15 Temmuz hain darbe girişimi sonrasında yaklaşık 50 gün AB’den hiçbir liderin Türkiye’ye gelmemiş olması, bizim bu kalp kırıklığımızı daha da arttırdı. Türkiye haklıdır, gocunacak bir şey yoktur. Çünkü 15 Temmuz’dan önceki dönemde Alman Şansölyesi sekiz ayda beş kere Türkiye’ye gelmişti, AB komisyon başkanı da öyle. O zaman mülteci akını korkuları vardı. “Ağustos tatildi” dediler, yok öyle bir şey. Atlarsın uçağa gelirsin, “Sizinle beraberiz, demokrasiye olan bu saldırıyı kabul etmiyoruz” diyebilirlerdi. Demediler ve bu her iki tarafın da adım atmadığı bir tabloya dönüştü. Bazı ülkelerde Türkiye ve İslam düşmanlığını savunarak iktidara gelen hükümetler oldu. Ama en son Varna zirvesi önemli bir aşamaydı ve oradan itibaren değişik adımlar atılıyor. Son olarak da ABD’nin tavrı, iki tarafın birbirine yakınlaşmasını hızlandırdı. En büyük sıkıntı, yüz yüze görüşmediğiniz, basın üzerinden mesaj verdiğiniz zaman ortaya çıkıyor. Bütün ülkelerin böyle bir sorunu var. Bir ülkenin başkanı içinde bulunduğu siyasi ortamı etkilemeye yönelik bir mesaj veriyor.

Orada Türkiye’yi de kullanıyor ama aslında o mesaj Türkiye’ye değil, kendi seçmenine…

Fransa Cumhurbaşkanı Macron’u mu kastediyorsunuz?

Sadece Macron değil. Almanya, Hollanda, İsveç’te de oldu. O zaman biz de cevap vermek zorunda hissediyoruz. O da bizim iç politikamızda gerek duyulan bir cevap oluyor. Halbuki yüz yüze olduğunuzda bir çok konuyu konuşabiliyorsunuz. Profesyonel, aklıselim sahibi kişiler arasında konuştuğunuz zaman da sorunu çözebiliyorsunuz. Paylaşılabilir noktaya gelinceye kadar kamuoyuyla her şeyi paylaşmak zorunda da değilsiniz. Ben her zaman bir diplomat olarak üç kelimeye çok önem verdim. ‘Mahremiyet, ketumiyet ve müphemiyet’… Müphemiyet şudur: Hiçbir şeyi tam olarak ifade etmezsiniz. Bir yerlerde esneklik bırakırsınız ki, sonraki aşamalarda o esneklik bölümünden yararlanırsınız. Profesyoneller arasında yüz yüze konuştuğunuzda bu üç kelimenin etkisiyle sonuca doğru gidebilirsiniz. Ama bir basın toplantısında açıklama yaptığınızda üçü de yoktur. Şimdi bu anlayış içinde, Hollanda örneğinde olduğu gibi ilişkilerimizde sıkıntı yaşadığımız bazı AB ülkeleri ile de olumlu noktaya doğru ilerliyoruz.

AK Parti Avrupa Birliği’ni “Cumhuriyet’ten sonra Türkiye’nin en büyük medeniyet projesi” olarak görüyordu. Ama o çok başarılı müzakere süreci, sonunda “Haçlı ittifakı” söylemine kadar gitti… Biz nerede hata yaptık, AB nerede?

18 yıldır, AB Genel Sekreteri Yardımcısı, Dışişleri Bakanlığı AB den sorumlu Müsteşar Yardımcısı, Brüksel’de ülkemizin AB Daimi Temsilcisi, AB Genel Sekreteri ve son 7 senedir de AB Bakanı ve TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı olarak, AB ile ilişkilerimiz konusunda  üst düzey görev almış bir konumdayım. Türkiye’deki reformlar konusundaki çalışmalarda, uzun bir dönem, aslında asker-sivil dengesi tam olarak tesis edilmediği için, Genelkurmay Başkanlığı ve o zamanki MGK Genel Sekreterliği’ni ikna etme zorunluluğu vardı. O zaman kimse de oralara gitmeye, generallerle konuşmaya cesaret edemiyordu. Bu görevi sürekli üstlendim. AK Parti 3 Kasım 2002’de iktidara geldi, Cumhurbaşkanımız, o zaman Genel Başkan olarak neredeyse ilk toplantısını 6 Kasım’da Dışişleri ve AB Genel Sekreterliği’yle yaptı. Gerçekten AK Parti reformlara ve  AB’ye yürekten inanmış bir parti olarak iktidara geldi. Ve Cumhurbaşkanımızın önderlik ettiği kararlı çabalarla, Türkiye’nin müzakerelere başlayabileceği bir ortama geldik. 2004’te gerçekleşen 16-17 Aralık zirvesi aslında bir dönüm noktasıdır. Sabaha kadar yürüttüğümüz müzakereler sonrasında, 17 Aralık sabahında, Cumhurbaşkanımıza ( o zaman Başbakandı), AB Dönem Başkanı Hollanda Dışişleri Bakanı tarafından iletilen, müzakere tarihi verilmesini Kıbrıs’a bağlayan teklifi kabul etmedik. Cumhurbaşkanımız, Türkiye’ye dönme kararı aldı. O anda aklıselim sahibi Tony Blair, Schröder, Chirac gibi Avrupalı liderler bize tahsis edilen odaya geldiler. 3.5 saat süren pazarlıklar yapıldı. Türkiye’nin şartları kabul edildi, Kıbrıs bağlantısı kaldırıldı ve o sayede Türkiye’nin müzakerelere başlaması için bir tarih verildi. Buraya kadar kimsenin kırılganlığı yok.

Ve AB, müzakereler başlamadan önce Türkiye için şartları değiştirdi…

Eskiden açılış-kapanış kriterleri, 23 ve 24. fasıllar yoktu. Diğer ülkeler bütün fasılları aynı anda açtılar, kapattıklarını kapattılar, bazılarını tekrar açtılar, iki senede de üye oldular. Bu yeni düzen tamamen müzakereleri ülkemiz için zorlaştırma amacını taşıyordu. Biz itiraz edince ondan sonra müzakere edecek tüm ülkelere uygulamaya karar verdiler. Türkiye, bütün bu zorluklara rağmen çok iyi bir müzakere mekanizması kurdu. Bütün kötü şartlara rağmen iki senede müzakereleri tamamlayacağımız kanaatini AB’de uyandırdık. 2008’de konseyi topladılar, Kıbrıs’ı gerekçe gösterip, sekiz faslı açılamaz, tüm fasılları kapanamaz hale getirdiler. Ben o zaman Brüksel’de daimi temsilciydim. ABD dönüşü Cumhurbaşkanımız ile Brüksel’de havaalanında konuştuk. Değerlendirme sonucunda, Cumhurbaşkanımız, “Devam edeceğiz. Biz tüm fasılları Ankara’da açarız, Kopenhag kriterleri bundan sonra Ankara kriterleri olacak deriz!” dedi. Bence doğru bir adımdı. Bunları açmamız, kapamamız bize fayda sağlıyordu. Öyle devam etti.

Ama…

Yavaş yavaş başka sıkıntılar çıkarmaya başladılar. Fasıl açılışlarını senede bire, ikiye indirdiler. Sonunda fasıl açamaz hale geldik. Zirvelere liderlerimiz davet edilir, aile fotoğraflarında yer alırken birdenbire Sarkozy çıktı, “Türkiye bundan sonra gelmesin” dedi. Zirve fotoğraflarından çıkarıldık. Halkımıza bu durumu izah etmekte zorlandık. Görüleceği üzere, Türkiye’nin müzakerelerin ve ilişkilerin arzu edildiği gibi yürümemesinde gerçekten kabahati yok. Vize sürecinin akamete uğraması ve 15 Temmuz hain darbe teşebbüsünden sonraki tutumları ise Türkiye’de tepkiye neden oldu.

Avrupa’nın sıkıntısı nedir?

İki nedeni var: AB altı ülkenin kurduğu bir sistemdir. BM Güvenlik Konseyi’nde nasıl kuruluşta savaşın galibi beş ülkeye veto hakkı verilmek suretiyle tüm BM sistemi kontrol altına alınmak istenmişse, burada da kurucuların kendini güvence altına alma saiki vardır. Şöyle ki, AB sisteminde her ülkenin bir oyu var gibi gözükse de ülkenin nüfusu ve yüzölçümüne göre belirlenen ağırlıklı oy dediğimiz bir sistem var. Almanya’nın, Fransa’nın 29 oyu, Hırvatistan’ın 10 oyu, GKRY’nin (Güney Kıbrıs Rum Yönetimi) 4 oyu var. 91 oyla herhangi bir kararı bloke edebiliyorsunuz. Bunu kararlaştırırken tabii Türkiye’nin bir gün üye olabileceğini düşünmüyorlardı. Şimdi, üye olduğu takdirde Türkiye’nin 29 oyu olacak. Parlamentoda 100 parlamenteri olacak. Karar mekanizmasını etkileyecek bir durum. Birincisi budur. İkinci husus, aslında Avrupa Birliği ülkelerinde çoğunluk AB’yi bir Hıristiyan Kulübü olarak görür. Bunu Avrupa Anayasası’na koymak için çok uğraştılar. Fakat AB içinden itirazlar geldi ve önlendi. Bugün anayasada  yazmasa bile ana fikir budur. Bundan dolayı da Müslüman Türkiye’ye karşı genelde bir isteksizlik var.

Bunu aşmamız ihtimal dahilinde mi?

Burada mesele Türkiye’yi her alanda geliştirmek. Tabii ki stratejik hedef üyeliktir. Türkiye öyle gelişti ve gelişecek ki, AB’ye kesin üye olabileceğimiz bir noktaya geleceğiz ve orada Türkiye de bir karar verecek. Belki üye olmak istemeyecek. Bizim derdimiz bu hedefi stratejik bir hedef olarak önümüzde tutmak ve bunun doğru yol olduğuna inanmak, engelleri aşma gücünü göstermek…18 yılını bu işe vermiş biri olarak AB üyeliğinin Türkiye için iyi olacağını düşünüyorum. Ama AB’de öyle bir siyasi yapı var ki, bir ziyaret sırasında görüştüğümüz bir devlet başkanı “Siyasi irade olduğu zaman siz üç günde üye olursunuz. Yoksa senelerce domatesinizin ebadı AB’ye uymuyor diye oyalanırsınız” dedi. Hakikaten böyle bir sıkıntımız var. “Türkiye’yi hemen alalım” diyecek bir siyasi irade şu anda yok.

Şunu mu diyorsunuz: “Mesele AB’ye üye olmak ya da olmamak değil. Önemli olan AB üyesi olma yolunda ilerlemek…”Kastettiğiniz; insan hakları, yargı, terörle mücadelede atılacak adımlar mı?

Bakın AB üyeliği, NATO, ya da başka bir teşkilat üyeliği gibi değildir. AB’ye üye olduğunuzda günlük yaşamınız etkilenir. 80’li yıllarda Türkiye’de 20 civarında sivil toplum kuruluşu vardı, bugün 108 bin. Sivil toplum, demokrasinin temel direğidir. AB sürecinde bunlar gelişti. AİHM kararları ve sözleşmesi bizim hukuk sistemimizde artık yer bulmuştur. Hâkimler ve savcılar bunlara referanslar verirler. Son dönemde bir facia yaşadık, FETÖ hainlerinin yargıya, emniyete sızmalarıyla başka bir dünya oluştu. Hukuk sistemimiz bunlardan temizleniyor. Tekrar AİHM kararlarına atıfta bulunulmaya başlandı. İçeri sızmış hainler temizlendikten sonra yargı özgür kararlar vermeye başladı, daha da verecektir. İnsanlar bunu hissedecek. Demokrasi ve insan hakları değil sadece, insanımız soluduğu havanın, içtiği suyun daha temiz olduğunu görüyor. Gıda güvenliği, iş güvenliği gibi konularda AB müktesebatının yararlarının farkında…

Ankara’nın AB mesaisi Reform Eylem Grubu toplantısıyla başladı. Neler değişecek?

Bir kere esasen uygulanmakta olan  “Yargı Reformu Stratejisi”nin güncellenmiş hali, bu yılsonundan önce yayınlanacak. Bu çok önemlidir. Özellikle FETÖ’nün yargı içindeki yapılanması nedeniyle birçok insanda yargıya güvensizlik oluştu. Bu stratejiyle yargıya güvenin artması ve Türk hukukunun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarıyla iç içe yürüdüğünün göstergesi olan bir strateji yayınlanacak. AB’nin Türk hukukuna güvenini arttıracak bir şey. Bir de vize serbestisi için kalan 6 kriterle ilgili çalışmaların nasıl yürütüleceği konusunda her bakanlık rol üstleniyor. Ayrıca AB müzakere sürecinin daha güçlendirilmesine dair siyasi kararlılığımızı ortaya koyan birçok adım da kararlaştırıldı…

Türkiye AB üyesi olsaydı; örneğin Osman Kavala ya da gazeteciler bugün cezaevinde miydi?

Maalesef Türkiye, çok büyük bir olumsuz kampanyayla karşı karşıya. Yaşananlar aslında birkaç misli katlanarak paylaşılıyor. Türkiye’nin iletişim kapasiteleri hasım gruplarla baş edecek noktaya getirilemedi. Örneğin… ABD’de Ermeni lobisi, Yunan lobisi, İsrail lobisi var. Bir de FETÖ lobisi var. Bunlarla mücadelede Türkiye büyükelçilik, sivil toplum kuruluşları, işadamlarıyla gayret sarf ediyor. FETÖ’nün Amerika’daki imkânlarına bakın. Charter School dedikleri 200’e yakın okulu var. Şu ana kadar 200 bin mezun vermiş. Amerikan hükümeti bunlara her sene 750 milyon dolar yardım yapıyor. Bir kişi ‘Türkiye, dünyanın en kötü ülkesidir’ diye bir e-mail yazsa, anında 200 bin mezununa ulaştırabiliyor. Avrupa da böyle. Osman Kavala örneğini bilemiyorum, hukukun vereceği bir karar ama öyle hikâyeler üretiliyor ki, ‘Türkiye’de hukuk yoktur, cezaevleri şöyledir’ gibi bir imaj yaratılıyor. Bir taraftan baktığınızda o kadar büyük bir tehdit altında yaşadık ki… Sadece 15 Temmuz hain darbe teşebbüsü değil. Suriye’de kantonlar oluşturuldu. Hemen akabinde Türkiye’de kantonlar oluşturulmak için operasyon yürütüldü. İllerimizi İlçelerimizi ele geçirmeye teşebbüs ettiler, barikatlar kuruldu, hendekler açıldı. Neredeyse eyalet bayrakları çekilecekti. Ne beklersiniz? Ben size sorayım: AB’ye üye olsak bunlar olur muydu?

Olmaz mıydı?

Olmazdı. Türkiye, oraları tek tek teröristlerden temizledi. Büyük tahribat oldu. Göç etmeye zorlanmış insanlarımız bugün yerlerine dönebildiler. Ve Türkiye bu operasyonu başarıyla sonuçlandırmasaydı, bugün o bölge kendi bayrağı olan bir yer olurdu. Biz o günlerde de AB’yi yanımızda görmek istedik. AB Bakanı olmama rağmen AP Türkiye Raportörü Kati Piri’yle o günden beri görüşmüyorum. Yine gelirse yine görüşmeyeceğim. Ankara’da terör saldırısı olmuş, 30 insanımız can vermiş, cenazeleri kaldırılıyor. Kati Piri Türkiye’ye gelmiş, Diyarbakır’a gitmiş, orada devlet güçlerinin sözüm ona ölmeye mahkûm ettiği insanları kurtarmak için çaba sarf etmiş. Keşke önce bu cenazelere saygı gösterseydi. Biz Charlie Hebdo saldırısından sonra cenazeye başbakan düzeyinde katıldık, terörün karşısında olduğumuzu gösterdik. Ancak hukuk sistemimizi daha da güçlendirmemiz, karar sürecini hızlandırmamız lazım. Burada sonuç alacağız.

Türkiye bütün bu zor şartlarda hukuk sistemi içinde kalmaya gayret etti, ediyor. Başka hiçbir ülke bunun altından kalkamazdı. “AB’ye üye olsak bu kadar gazeteci hapiste olur muydu” sorunuza da, “Olurdu çünkü gazetecilikten dolayı hapiste değil” diye cevap veririm. İstanbul’da polis istasyonu bombalamış, banka şubesi soymuş, Tekel deposuna saldırmış… Adam öldürmüş, ama gazeteci… Raporlara öyle geçiyor. Ben büyükelçi olabilirim, bakan olabilirim, ama bu bana hukuktan masuniyet vermez. Türkiye aleyhine yurtdışında öyle bir mekanizma var ki, bakın anlatayım: Fasıl açılması için basın toplantısı yapıyorsunuz. Oraya üç gazeteci geliyor. Soru soruyorlar ve cevabını bile beklemeden gidiyorlar. Çünkü sorularındaki konuları kayda geçiriyorlar. FETÖ’cü, PKK’lı gazeteciler var. AP’ye gelip, soruyu soruyor, kaçıp gidiyorlar. Kaç kere başıma geldi. Amerika’da da öyle. Dikkat edin ABD Dışişleri Sözcüsü’ne hep biri soru soruyor. Bizim orada gazetecilerimiz var. Diyorum ki, siz de bir söz alın. El kaldıran ise hep bunlar oluyor. Bizim iletişim meselesini biraz daha geliştirip, gerçekte ne olup bittiğini iyi anlatmamız lazım.

150 MİLYAR DOLARLIK TİCARET 300 MİLYARA ÇIKACAK

Ana hedeflerden biri de Gümrük Birliği’nin güncellenmesi… Bize getirisi ne olacak?

Gümrük Birliği’ne üye olup, AB üyesi olmayan tek ülke Türkiye’dir. Bunun Türkiye için büyük sıkıntıları da oldu. Hiçbir katkı olmadan dünya sanayi devleriyle mücadele etmek zorunda kaldık. Diğer ülkeler Gümrük Birliği’nden doğacak zararları üyelikten doğan menfaatlerle kompanse ettiler. Türkiye’ye faydaları da oldu. Sanayimizi rekabet edebilir hale getirdi. 10-15 kalem mal ihraç eden Türkiye, bugün 20 bin kalem mal ihraç eder hale geldi. AB ile 150 milyar dolarlık ticaretimiz var. Gümrük Birliği güncellenirse ticaret hacmi 300 milyar dolara çıkacak. ABD-AB ticaretinin 700 milyar dolar olduğu düşünülürse, dudakları uçuklatan bir rakamdır. Müzakerelere başlama kararı alınırsa biz bunu kısa sürede çözeriz.

FRANSIZCA’DA ‘GÜNAH KEÇİSİ’: TÊTE DE TURC…

Macron’un, Türkiye’nin üyeliğine ilişkin negatif mesajlarını nasıl okumalı?

Macron, iç siyasete oynadı. Oyu şu anda yüzde 30’lara düştü. O da kendisini bir şekilde cendereden kurtarma çabasında. Bilir misiniz, ‘günah keçisi’ diye bir tabir vardır.  Fransızca’daki karşılığı çok enteresandır: Tête de Turc…

Türk kafası yani…

Aynen. Osmanlı döneminde Avrupa’da ilerlemesi Avrupalıları o kadar yıldırmış ki, eğlence merkezlerine bir yeniçeri kafası koymuşlar. Gelen geçen yumruk atıyor. Karısına kızan, işini kaybeden gelip yeniçeri kafasına vuruyor. Vuruşunun gücünü bir skala gösteriyor. Böylece bu tabir “günah keçisi” terimi olarak Fransızcaya girmiş. Macron tamamen iç siyasete yönelik sarf etti o sözleri. Ama günü kurtarmak için, yukarıda anlattığım çerçevede, en fazla ilgi çekecek ülke olarak da Türkiye’ye yüklendi. Bu arada Fransa’yla da, karşılıklı çıkarlarımızın yüksek olduğu, uzun zamandır olmadığı kadar iyi bir ilişki içinde olduğumuzun da altını çizelim.

İMTİYAZLI ORTAKLIK DİYE BİR ŞEY OLMAZ

Merkel’in öngördüğü imtiyazlı ortaklığın anlamı ne?

Merkel aslında hiç görüş değiştirmedi. Hep “Türkiye üye olamaz” dedi. Almanya 2004 seçim kampanyasında Türkleri istiskal eden bazı söylemler kullanmasının sonucunda, o zaman 400 bin Türk asıllı Alman vatandaşının oy kullandığı seçimleri, yüzde 80’inin Schröder’e oy vermesi sonucunda 8.500 oyla kaybetti. Ondan sonra Türkiye ve Türklerle ilgili söylemini yumuşattı. Ama hep imtiyazlı ortaklık demeye devam etti… Dedik ki, “imtiyazlı ortaklık diye bir şey olmaz. Tamam imtiyazlı ortaklığı kabul edelim ama bu Almanya ile Türkiye arasında olsun. AB ile olmaz. Biz üyelik sürecinde bu kadar emek sarf ettik, bundan sonra olmaz…” Artık bunu söylemiyor.

Macron da ‘Stratejik ortaklık’ diyor…

Fransa ile Türkiye arasında olur, ama AB ile stratejik ortaklık ne demek? Macron’un son lafında bir de Türkiye ve Rusya ile stratejik ortaklık diyor. Olacak iş değil… Bizim hedefimiz AB üyeliğidir… Oluruz, olmayız, hedefimiz budur.

BÜTÜN İSLAM DÜNYASI TÜRKİYE’YE BAKAR

Türkiye’nin doğal müttefiki kim olmalıdır?

O kadar karmaşık bir dünya yapısı var ki, bugünün dünyasında tek bir müttefik olmaz. Hele son gelişmelerle daha da karmaşık hale geldi. “Bu beni seviyor, bu beni sevmiyor” mantığının dış ilişkilerde yeri yoktur, karşılıklı çıkarlar vardır. Bu karşılıklı çıkarlar ne kadar çok olursa, o ilişkiyi güçlü tutarsınız. Dolayısıyla “Bugün Türkiye’nin müttefiki kimdir?” sorusunun cevabında çok ülke, bölge, grup saymak mümkündür, doğrusu da budur. Mesela AB kendi içinde çok önemli bir güçtür. Ve Türkiye’nin sadece ekonomik değil, siyasal, kültürel reformları, Gümrük Birliği gibi insanların günlük yaşamında çok etkisi olan bir ilişkidir. Bunu başka bir şeyle tartmak mümkün değil.

Diğer ilişkilerde bu kadar fazla Türk insanın yakından ilgilendiren unsur yoktur. Türkiye NATO üyesidir, NATO çok önemli bir üyeliktir. Ama Türkiye, aynı zamanda AB’ye üye olmak isteyen bir ülkedir. Türkiye, Latin Amerika ülkeleriyle çok iyi ilişkiler kurmak istiyor. ASEAN ile çeşitli formüllerle bir araya gelmek istiyor. Şanghay Beşlisi (şu anda başka bir yapı olsa da) içinde gözlemci olarak var olmak isteyen bir ülkedir. İslam İşbirliği Örgütü’nün üyesidir. İran, Pakistan, Orta Asya ülkelerinin katıldığı bir yapının ve Karadeniz İşbirliği Teşkilatı’nın içindedir. Hepsi kendi içinde çok önemlidir. Birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcısıdır. İslam dünyasında demokratik ve Batı dünyasıyla ilişkisi olan, sürdürülebilir istikrarı olan ülke Türkiye’dir. Ve aslında bütün İslam dünyası Türkiye’ye bakar. Türkiye, eğer batı ile ilişkilerinde zaafa uğrarsa oradaki rolü bile azalır. Güçlenirse, İslam Dünyasına da örnek olur.

PERPA HABERLERİ

PERPA TİCARET MERKEZİ

PERPA İLETİŞİM

PERPA HABER FACEBOOK

İş Dünyasından Avrupa Birliği Çağrısı

İş Dünyasından Avrupa Birliği Çağrısı

İş Dünyasından Avrupa Birliği Çağrısı

İş Dünyasından Avrupa Birliği Çağrısı

İş dünyası temsilcileri hükümetin attığı adımlara destek verirken, piyasalardaki dalgalanmaya karşı ise tetikte. TOBB ve TÜSİAD yaptığı ortak açıklamada sıkı para politikasını destekleyecek maliye politikasının açıklanmasını isterken, Avrupa Birliği (AB) ile ilişkilerin yeniden olumlu çerçeveye kavuşturulması gerektiğini belirtti.

İş Dünyasından Avrupa Birliği Çağrısı

TÜRKİYE para piyasalarındaki gelişmeler iş dünyasını da harekete geçirdi. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) ile Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) ortak bir açıklama yaparak sıkı para politikasına geçilmesini istedi. Açıklamada, hükümetin açıkladığı ekonomik programın hedefleri ve alınmakta olan önlemlerin başarısı için iş dünyasının azimle destek olmaya kararlı olduğuna dikkat çekilerek, “Son dönemde karşılaştığımız finansal zorlukları milletimizle dayanışma içinde aşacağız. Türkiye ekonomisinin temelleri sağlamdır ve bu süreçte reel sektörümüzün üretim ve istihdam kapasitesinin korunması son derece büyük önem arz etmektedir. Ülkemiz ekonomisinde gerek küresel gelişmeler, gerekse iç dinamiklerimiz nedeniyle hassas bir dönem içerisindeyiz” denildi.

İş Dünyasından Avrupa Birliği Çağrısı

İş Dünyasından Avrupa Birliği Çağrısı GEREKEN ADIMLAR

Açıklamada yaşanan durumun reel ekonomi üzerinde kalıcı bir etkiye neden olmaması için gerekli tedbirlerin gecikmeden alınması ve şu adımların atılması gerektiğine inanıldığı belirtilerek, şunlar sıralandı:

 

– Merkez Bankası’nın likidite yönetimi için attığı olumlu adımların yanı sıra, kurun istikrara kavuşması için daha sıkı bir para politikasına geçilmesi,

 

– Sıkı para politikasını destekleyecek tasarruf tedbirlerini içeren maliye politikasının en kısa sürede açıklanması,

 

– Enflasyonun kalıcı olarak düşürülmesi için güven verici somut bir yol haritasının bir an önce hazırlanması,

 

– En önemli ekonomik partnerimiz olan Avrupa Birliği ile ilişkilerin yeniden olumlu çerçeveye kavuşturulması,

 

– ABD ve Türkiye’nin mevcut sorunların stratejik ortaklık çerçevesinde diplomasi yoluyla ve ivedilikle çözülmesi için çaba göstermeye devam etmesi.

 

TOBB ve TÜSİAD gerekli önlemlerin uygulanmasıyla ekonominin yeniden dengelenerek sürdürülebilir büyüme sürecine süratla döneceğine inançlarının tam olduğuna işaret etti.

 

– Merkez Bankası’nın likidite yönetimi için attığı olumlu adımların yanı sıra, kurun istikrara kavuşması için daha sıkı bir para politikasına geçilmesi,

 

– Sıkı para politikasını destekleyecek tasarruf tedbirlerini içeren maliye politikasının en kısa sürede açıklanması,

 

– Enflasyonun kalıcı olarak düşürülmesi için güven verici somut bir yol haritasının bir an önce hazırlanması,

 

– En önemli ekonomik partnerimiz olan Avrupa Birliği ile ilişkilerin yeniden olumlu çerçeveye kavuşturulması,

 

– ABD ve Türkiye’nin mevcut sorunların stratejik ortaklık çerçevesinde diplomasi yoluyla ve ivedilikle çözülmesi için çaba göstermeye devam etmesi.

 

TOBB ve TÜSİAD gerekli önlemlerin uygulanmasıyla ekonominin yeniden dengelenerek sürdürülebilir büyüme sürecine süratla döneceğine inançlarının tam olduğuna işaret etti.

 

Açıklamada, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın adımının da memnuniyetle karşılandığı kaydedilerek, “Bu zor süreçte; mali disiplin, serbest piyasa kuralları, mali kurulların sağlıklı işleyişi, enflasyonla mücadele, üretim ve ihracatın aksatılmadan sürdürülmesi ve milletimizin inancı, sorunların çözümü için en önemli reçete olacaktır. Bizler de iş insanları olarak, üzerimize düşen her türlü sorumluluğu yerine getirmeye hazırız” dedi. TÜRKONFED Yönetim Kurulu hükümete ve Türk iş dünyasına çağrıda bulunarak “Ortak akılla Türk ekonomisinin mevcut sorunlarını aşabilmesinin şartlarının yaratılması için, hükümetimiz ve tüm iş dünyasıyla işbirliği içinde çalışmaya hazırız” denildi.

İş Dünyasından Avrupa Birliği Çağrısı

THY VE TÜRK TELEKOM’DAN ABD’YE REKLAM YOK

TÜRK şirketlerinin başlattığı “ABD’ye reklam verme” kampanyasına Türk Hava Yolları (THY) ve Türk Telekom da katıldı. ABD’nin Türkiye’ye yönelik ekonomik yaptırımları nedeniyle Türk şirketlerinin başlattığı “ABD’ye reklam verme” kampanyasına THY ve Türk Telekom da dahil oldu. THY Basın Müşaviri Yahya Üstün, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “(#ABDyeReklamVerme) THY olarak devletimizin ve milletimizin yanında yer alıyoruz. Konu ile alakalı gerekli talimatlar ajanslarımıza verilmiştir” dedi. Türk Telekom Kurumsal İletişim Direktörü Hamdi Ateş de “Türk Telekom ailesi olarak biz de #ABDyeReklamVerme kampanyasına dahil oluyor, devletimizin ve milletimizin yanında yer alıyoruz. Konu ile alakalı gerekli talimatlar ajanslarımıza verilmiştir” diye konuştu.

 

TAİK’TEN MÜZAKERE ÇAĞRISI

TÜRKİYE ile ABD arasındaki kadim dostluk ve stratejik ittifağın ağır bir yara alma tehdidiyle karşı karşıya geldiğini belirten Türkiye-ABD İş Konseyi (TAİK) Başkanı Mehmet Ali Yalçındağ, “İki ülkenin dirayetle geliştirip, güçlendirdikleri dostluk ve ittifak temeline dayalı ilişkilerin bugünkü görüntüsünü hiçbir şekilde hakketmediğine inanıyoruz. Karşılıklı yaptırım söylemleriyle gerginliğin tırmandığını görmekten büyük üzüntü duyuyoruz. Öte yandan, böylesine hassas bir dönemde, bir yandan diplomatik temasların devam etmesini de olumlu buluyoruz. Zira, müzakere masasına dönüldüğü takdirde, demokrasiye ve hukuka inanmış iki dost ülke arasında çözülemeyecek sorun olmadığını düşünüyoruz. Mevcut bütün sorunların, karşılıklı hak ve çıkarlara saygı duyularak yürütülecek diplomasi yoluyla ve iki başkanın ağırlıklarını koyması suretiyle çözüleceğine gönülden inanıyoruz” dedi.

Yalçındağ, şunları söyledi: “Bu çerçevede Sayın Başkanların mevcut sorunların tehdit ve yaptırımlar yerine diplomatik kanallar kullanılarak ve karşılıklı saygı ve diyalog çerçevesinde çözüm yoluna girmesi için bir kez daha ağırlıklarını koymaya çağırıyor, iki ülke ilişkilerini tekrar rayına ancak iki liderin koyabileceklerine olan samimi inancımızı da bu vesileyle yeniden vurgulamakta yarar görüyoruz.”

 

 

 

İNŞAATLARDA ARTIK ABD MENŞELİ ÜRÜN KULLANILMAYACAK!

SATIŞLAR TL ÜRETİM YERLİ

Dolarda görülen spekülatif hareketlere karşı bir adım da Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan geldi. Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, Bakanlık olarak inşa edilecek yapılarda ABD menşeli inşaat malzemelerinin kullanılmayacağını açıkladı. Gayrimenkul sektörünü yakından ilgilendiren bir yol haritası üzerinde çalıştıklarını belirten Kurum, “Gayrimenkul sektörünün önde gelen temsilcileri, 15 Temmuz’da FETÖ’nün hain darbe girişiminin ardından vatandaşlarımızın ev sahibi olması için önemli bir fedakarlık örneği gösterdiler. Bugün de ülkemize yönelik yürütülen bu ekonomik kuşatmaya karşı en güçlü şekilde mücadele edecekler ve yeni bir fedakarlık dönemini başlatarak vatandaşlarımızı mağdur etmeden uygun koşullarda konut sahibi yapacaklar” dedi. Bakan Kurum, gayrimenkul sektörünü hareketlendirmek amacıyla uygun faiz oranları ve ödeme koşullarıyla yeni kampanyalar yapacaklarını, bu kampanyanın ayrıntılarını da önümüzdeki günlerde açıklayacaklarını söyledi.

 

BAYRAMDAN SONRA YENİ KAMPANYA

Konut Geliştiricileri ve Yatırımcıları Derneği (KONUTDER) Başkanı Altan Elmas ise, tüketicilere önemli avantajlar sunan bir kampanya hazırlığında olduklarını açıkladı. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile ortak bir çalışma yürütüldüğünü belirten Elmas, “Düşük faiz oranı ve düşük peşinatlı kampanya bayramdan sonra devreye girecek. 15 Temmuz sonrası inşaat sektörü nasıl hızlı aksiyon aldıysa yine alacak. Bu tecrübeye sahibiz. Türkiye ve gayrimenkul sektörü yoluna güvenli adımlarla devam ediyor. Sektörün tüm paydaşlarıyla çalışmalar yapılıyor” dedi.

 

İstanbul İnşaatçılar Derneği (İNDER) Başkanı Nazmi Durbakayım, sektör olarak ana hedefin Türkiye ekonomisine karşı açılan ekonomik saldırıyı bertaraf etmek ve kazanmak olduğunu söyledi. Durbakayım; “Buna benzer bir saldırıyı Cumhuriyetin ilk yıllarında da yaşamıştık. Ulu önder Kemal Atatürk’ün Kurtuluş savaşında dış güçlerin fiziki/silahlı saldırısında uyguladığı stratejiyi, şimdi biz aynı güçlerin başlattığı ekonomik saldırıda da uygulamalıyız. Yani hattı müdafaa yerine sathı müdafaa yapmalıyız. İnşaat sektörü olarak biz öncelikle malzeme alış ve konut satışındaki tüm para birimlerini Türk Lirası’na çevirmeliyiz. Yapım sözleşmelerindeki dövize bağlı ithal malzemelerin yerine yerli malzeme kullanmalıyız. Bu süreçte mali yapımızı korumak için döviz cinsinden borçları da Türk Lirası’na çevirmeliyiz” dedi.

 

DOLARI BOZDURUN

İnşaat Müteahhitleri Konfederasyonu (İMKON) Genel Başkanı Tahir Tellioğlu, Türkiye’nin, güçlü ve dinamik ekonomisi ve milli duruşu ile saldırıların üstesinden geleceğini belirterek, “Müteahhitlerimizden ellerindeki dövizlerini bozdurmalarını, ülkelerine ve geleceklerine sahip çıkmalarını önemle bekliyoruz” dedi. Anadolu Yakası İnşaat Müteahhitleri Derneği (AYİDER) ise tüm inşaat kalemlerinde yerli üretine geçmeye karar verdiklerini açıkladı. AYİDER Başkanı Melih Tavukçuoğlu, bundan sonra satış ve kira anlaşmalarını Türk Lirası cinsinden yapacağına da dikkat çekildi.

 

Asansörlerimiz Yenileniyor

Asansörlerimiz yenileniyor

Asansörlerimiz yenileniyor

Asansörlerimiz yenileniyor

Kullanım ömrü dolan asansörlerimizin yenileme çalışmaları devam ediyor. 35-36, 25-26, 16, 18 numaralı asansörlerin söküm işlemleri yapıldı. Yeni sisteme göre inşaatları devam ediyor.

Asansörlerimiz yenileniyor

Asansörlerimiz yenileniyor

Yurtdışından siparişini verdiğimiz yeni asansörlerimiz teslim edildi. Aasansörlerimizin montaj işlemleri devam ediyor. Yenilenen asansörlerimiz Eylül ayı içinde hizmet vermeye başlayacak.

Asansörlerimiz yenileniyor

Asansörlerimiz yenileniyor

PERPA HABERLERİ    PERPA FAALİYETLERİ   PERPA TİCARET MERKEZİ

Matematik Nobeli Ali Nesin

Matematik Nobeli Ali Nesin, Nesin Matematik Köyü

Matematik Nobeli Ali Nesin, Nesin Matematik Köyü

Matematik Nobeli Ali Nesin’e verildi. Uluslararası Matematikçiler Birliği’nin verdiği Leelavati Ödülü’nü Türkiye’den Prof. Dr. Ali Nesin alırken, Fields Madalyası’nın sahibi ise Caucher Birkar oldu.

Matematik Nobeli Ali Nesin

Matematik Nobeli Ali Nesin

Kanadalı matematikçi John Charles Fields’in adını taşıyan ve 1932 yılından beri verilen Fields Madalyası ödülünü İran’ın Merivan kentinde doğan, Cambridge Üniversitesi öğretim üyesi matematikçi Caucher Birkar alırken, Türkiye’den Prof. Dr. Ali Nesin de Leelavati Ödülü’nin sahibi oldu. 

Birliğin dağıttığı diğer ödüller ise şöyle: 

Gauss Ödülü: David Donoho 

Chern Madalyası: Masaki Kashiwara 

Leelavati Ödülü: Ali Nesin 

Fields Madalyası: Caucher Birkar, Alessio Figalli, Peter Scholze, Akshay Venkatesh 

Nevanlinna Ödülü: Constantinos Daskalakis 

Matematik Nobeli Ali Nesin ‘e verildi

Matematik Nobeli Ali Nesin

Matematik Nobeli Ali Nesin

ALİ NESİN KİMDİR? 

1956 yılında İstanbul’da doğan Ali Nesin, Paris VII Üniversitesi’nden mezun oldu. Nesin daha sonra matematikten “maitrise” derecesini aldı.

Sonrasında Yale Üniversitesi’nde matematiksel mantık ve cebir konularında doktora yapan Nesin, 1985-1986 yılları arasında Kaliforniya Üniversitesi Berkeley Kampüsü’nde öğretim üyesi olarak çalıştı. 

1987-1989 seneleri arasında Notre Dame Üniversitesi’nde yardımcı doçent, ardından 1995 senesine kadar Kaliforniya Üniversitesi Irvine Kampusü’nde doçent ve daha sonra profesör olarak görev yaptı. 

Babası Aziz Nesin’in 1995 senesinde ölümü üzerine yurda kesin dönüş yaptı ve Nesin Vakfı yöneticiliğini üstlendi.

Nesin Matematik Köyü

Nesin Matematik Köyü

Matematik Nobeli Ali Nesin

Nesin Matematik Köyü Kuruluş Amacı:

1995 yılında yurda dönen Ali Nesin, eğitim verdiği üniversite öğrencilerinin yetersizliğini görerek, onları önce akşamları evinde, sonra haftasonları Nesin Vakfı’nda ağırlamış, bu da yeterli olmayınca 10 yıl boyunca Türkiye’nin çeşitli yörelerinde her yaz 6-7 haftalık yazokulları düzenlemiştir.

Son üç yılında bütün Türkiye’ye açılan yazokulları büyük rağbet görmüş ve son derece verimli geçmiştir. Zamanla her yaz konaklanacak, yemek yenilecek, ders yapılacak, çalışılacak, çamaşır yıkanılacak mekânların bulunmasının zorlukları ve maliyeti anlaşılmış ve sadece matematiğe ayrılmış bir mekân yaratmanın cazibesi üstün gelmiştir.

Sonuçta Matematik Köyü projesi ortaya çıkmıştır. Nesin Vakfı’na ait olan Matematik Köyü tamamen halkımızın bağışlarıyla ve gençlerin gönüllü emeğiyle imece usulüyle kurulmuştur ve 2007’den beri gençlere hizmet vermektedir.

Nesin Matematik Köyü

Matematik Nobeli Ali Nesin

Matematik Köyü’nün Amacı:

Kuruluşunda sadece üniversite öğrencilerini hedefleyen Matematik Köyü, yoğun talebe dayanamayarak kuruluşundan bir yıl sonra kapılarını ilkokuldan lise ve üniversiteye kadar her seviyede öğrenciye açmıştır.

Amacı araştırmacıların ilgi alanına giren (dolayısıyla araştırmaya yönelik) matematiği öğrencilere tanıtmaktır. Eğitmenler ülkenin ve dünyanın dört bir yanından Köyümüze gönüllü gelen akademisyenlerdir.

Matematik Köyü kâr amacı gütmez. Yegâne amacı gençlere matematiği öğretmektir. Matematiği sevdirmek için özel bir çaba harcamayız çünkü matematiğin öğrenilince mutlaka sevileceği düşüncesindeyiz.

Müfredata, üniversite giriş sınavlarına ya da herhangi bir eğitim ya da sınav sistemine bağlı değildir, sadece profesyonel matematikçilerin anladığı anlamda matematiği gençlere öğretmeyi ve böylece gençleri matematiksel araştırmaya heveslendirmeyi amaçlar.

Nesin Matematik Köyü

Matematik Nobeli Ali Nesin

Matematik Köyü Fiziksel Koşulları

Nesin Matematik Köyü, İzmir’in Selçuk ilçesine bağlı olan Şirince köyünün 1 kilometre uzağındaki Kayser dağının yamaçlarındadır. Toplam arazi 37,5 dönüm dolayındadır ve doğanın içindedir. İnşaat esnasında kaydadeğer bir ağaç kesimi olmadığı gibi, kuruluşundan bu yana Köy’e ve yakın çevreye 4500’den fazla ağaç ve büyük bitki dikilmiştir.

Şu anda öğrenci konaklaması için toplam yatak kapasitesi 161 olan 15 koğuşumuz ve eğitmenlerimiz ve çalışanlarımızın konaklaması için toplam yatak kapasitesi 106 olan 54 evimiz bulunmaktadır.

Konaklama tesisleri dışında, 4 kapalı dersliğimiz ve 200 kişilik konferans salonuna sahip yaklaşık 7000 kitaplık bir matematik, sanat ve felsefe kütüphanemiz vardır.

Kadın ve erkek hamamları dışında ortak kullanıma açık banyo sayımız 16, tuvalet sayımız ise 28’dir. Koğuşlarımızın çoğunun içinde tuvalet ve banyo vardır. Kışlık kapasitesi 110, 80 ve 80 olan olan üç yemek salonumuz ve oldukça geniş bir mutfağımız vardır.

Bunların dışında 250, 80 ve 50 kişilik üç amfimiz, 3 açıkhava dersliğimiz, çalışma seti adını verdiğimiz bir açıkhava alanı, uyku mevkii adını verdiğimiz bir başka açıkhava alanı ve güneşten korunaklı bir açık hava yemek alanımız vardır.

Binalarımız taştan yapılmıştır. Yaz aylarında öğrenciler çadırlarda da kalabilirler. Köy’ün kuytu köşelerinde öğrencilerin yalnız kalarak çalışabilecekleri küçük ve sevimli alanlar olduğu gibi, daha kalabalık gruplar olarak buluşabilecekleri alanlar da mevcuttur.

Nesin Matematik Köyü

Matematik Nobeli Ali Nesin

Nesin Matematik Köyü Etkinlikleri

Programlarımız doğal olarak okulların tatil olduğu dönemlere rastlar. En uzun ve en yoğun dönemimiz 3 aydan fazla süren ve günde 250 ila 500 arasında lise ve üniversite öğrencisinin katıldığı yaz dönemidir.

Yazları, matematik bölümü öğrencilerine yönelik dersler devam ederken, lise öğrencilerine yönelik her biri ikişer haftalık 6 ya da 7 program gerçekleştirilir. Yazokullarına dair daha fazla bilgi ileride verilecektir.

Ocak ve şubat aylarına rastlayan aratatilde de lise ve üniversite programları düzenleriz. Aynı anda en fazla 200 kişinin konaklayabildiği bu programlar olabilecek en üst düzeydedir.

Tüm millî ve dinî bayramlarda kısa da olsa mutlaka bir program düzenlenir.

Matematik Köyü tatiller dışında da ziyaretçilere açıktır. Tatiller dışında ilkokuldan üniversiteye kadar her seviyede eğitim kurumu Köy’e günübirlik ya da bir haftaya kadar uzayabilen ziyaretler gerçekleştirebilir.

2017’de Matematik Köyü yazokulu ve kışokulu programlar dışında 10.379 gence hizmet vermiştir. Bu tür program dışı gezilerde genellikle Ali Nesin ders verir.

Nesin Matematik Köyü

Matematik Nobeli Ali Nesin

Nesin Matematik Köyü Yazokullarının Amaçları

Lise programlarımızın amaçlarını şöyle özetleyebiliriz:

1) Gençleri soyut düşünceyle tanıştırmak, gençlere matematik zevkini aşılamak, gençlerin yoğunlaşma kapasitelerini ve soyutlama becerilerini artırmak.

2) Matematiksel ve bilimsel eğitim görmek isteyen liseli gençleri, akademisyenlerden ders aldırarak üniversiteye hazırlamak, üniversitede kendilerini ne beklediğini göstermek,

3) Maddi imkânlardan yoksun başarılı ve çalışkan gençlere fırsat tanımak,

4) Daha önce muhtemelen görmedikleri bir matematik göstererek gençlere lisede gördükleri matematiğin dışında olağanüstü güzel bir dünyanın varlığını hissettirmek olarak belirlenmiştir. Lisans ve lisansüstü yazokulunun amaçlarını şöyle özetleyebiliriz:

1) Matematik öğrencilerinin uzun yaz tatillerini akademik yönde değerlendirmek ve birbirleriyle tanışmalarına ve birbirinden öğrenmelerine olanak sağlamak;

2) Genelde müfredatlara sığmayan temel, ilginç ve önemli konuları sunarak ve/ya da müfredatta olan bazı konuların ayrıntılarına inerek öğrencilerin eksikliklerini tamamlamak;

3) Çesitli üniversitelerdeki öğrencilerin başka üniversitelerin öğretim üyelerinden ders almalarını sağlamak ve öğrenciler arasında iletişimi ve bilimsel işbirliğini artırmak;

4) Öğrencileri araştırmaya teşvik etmek, öğrencilerin yıl boyunca çoğu zaman kaybolan matematik heyecanlarını tekrar alevlendirmektir.

Yazokullarımızın, başlangıçta amaçlarımız arasında olmayan ama daha sonra gözlemlediğimiz yararları (bunlara ikincil amaç diyebiliriz):

5) Öğrenciler, deneyimli matematikçilerle 24 saat bir arada yaşayarak, aynı ortamı, aynı atmosferi paylaşarak, bilimsel tavır, yaşam biçimi, hayata bakış, çalışma/düşünme biçimi gibi sözle ancak muğlak biçimde anlatılacak bazı nitelikleri kazanmışlardır;

6) Yurtdışına bulunan doktora öğrencilerimiz yaz tatillerinde bir iki hafta Türkiye’de ders vererek, hem ülkeyle ilişkileri pekişmiş hem de birbirleriyle tanışarak ortak çalışma yapmalarına fırsat yaratılmıştır.

7) Büyük şehirlerde yasayan ve kabuğuna çekilmiş bazı öğretim üyelerinin toplumsal bir görev yerine getirmeleri ve ülkeyi ve ihtiyaçlarını daha iyi tanımaları sağlanmıştır.

8) Biraz daha ileri seviyedeki öğrenciler bildikleri konularda arkadaşlarına seminer vererek “öğretmenlik” deneyimleri artmıştır.

Nesin Matematik Köyü

Matematik Nobeli Ali Nesin

Yazokulunda Yaşam:

Lise öğrencileri, her biri ikişer saat olan dört derse katılarak, günde en az 8 saatlerini sınıfta geçirmek zorundadır. Ayrıca lise öğrencileri için haftada en az üç gün iki saatlik etüt vardır. Üniversite öğrencileri ise günde en az 4 saatlerini sınıfta geçirmek zorundadır. Haftada 6 gün ders yapılır. Haftanın en az üç günü gece seminerleri düzenlenir. Tatil günlerinde isteyen öğrencilerle bir geziye gidilir.

Yemekten sonra ya da ender olarak öğle arasında program dışı konuşmaların, gösterilerin, tartışmaların, müzik dinletilerinin ve konserlerin de olduğu olur. Köy’de televizyon, radyo, genel müzik yayını gibi yoğunlaşmayı engelleyecek öğeler yoktur.

Öğrenciler bulaşık, temizlik, yemeğe yardım, bahçe sulama gibi Köy’ün günlük işlerine, dönüşümlü olarak günde bir-iki saat ayırmakla mükelleftirler.

Dersler ve günlük işler dışındaki zamanlarını öğrenciler istedikleri gibi geçirebilirler. Üniversitelilerin büyük çoğunluğu ve liselilerin üçte biri kadarı bu boş zamanlarında da toplu olarak ya da tek başlarına matematik çalışırlar.

Bilenin bilmeyene anlattığı, kardeşliğin ve paylaşımcılığın hüküm sürdüğü, herkesin inancını dilediği gibi yaşayabildiği, kimsenin hayata bakışını sergilemekten kaçınmayacağı, “mahalle baskısı”ndan uzak özgür bir ortam yaratmakla gurur duyuyoruz.

Yazokulu sonunda öğrencilere diploma, berat gibi bir belge verilmez. Genellikle sınav yoktur, olduğunda da not verilmez.

Düzenlediğimiz diğer programlar da belki bir iki istisna dışında yukardaki şablonu izlerler.

Yazokulu Öğrencileri:

Yazokullarımıza Türkiye’nin dört bir köşesinden (ama doğal olarak daha çok büyük şehirlerimizden) başvurulmaktadır. Genellikle orta halli ve yoksul ailelerin çocukları başvurmaktadır. Öğrencinin, velisinin zorlamasıyla değil kendi isteğiyle Köy’e gelmesi esastır.

Öğrencinin başvurusunun kabul edilmesi için başarı kriteri aranmaz ve bunun için ayrıca bir sınav yapılmaz. Öğrencinin matematiği öğrenmek istiyor olması ve en azından liseye geçmiş olması kabul edilmesi için yeterli nedendir.

Nitekim birçok öğrenci, Köy’e geliş nedenlerini “matematiğe son bir şans daha vermek” türünden açıklamalarla anlatmıştır. Bu koşulu sağlayan hiçbir öğrenci yerimiz olduğu sürece reddedilemez, yazokulunun ücretini ödeyecek ekonomik olanaklarından mahrum bile olsa. Bu değişmez ilkemiz internet sitemizde ve broşürlerimizde açık açık yazmaktadır.

Nesin Matematik Köyü’nün Yaz Dışı Etkinlikleri:

Yaz dışındaki mevsimlerde Matematik Köyü’nde iki tür etkinlik yapılmaktadır. 1) Köy’ün düzenlediği ve çağrı yaptığı programlar, 2) Başkaları tarafından düzenlenmiş, Köy’ün ev sahipliği yaptığı ve çoğu zaman Ali Nesin’in ders verdiği günübirlik ya da 1 haftaya kadar uzayabilen programlar.

Nesin Matematik Köyü İnsan gücü:

Köy’de 22 kişi yaz kış maaşlı çalışmaktadır. Gönüllü çalışan sayısı ise yazları her hafta 25 ila 30 arasında değişmektedir. Bunların dışında Köy’deki tüm işler öğrenciler, hocalar ve gönüllü çalışanların yardımıyla ortaklaşa yapılmaktadır.

Dalında dünya çapında bir başarıya imza atmış akademisyenlerden oluşan eğitmenlerimiz Türkiye’nin en iyi üniversitelerinden ve dünyanın dört bir yanından gelmektedir ve gönüllü olarak çalışmaktadırlar. Yol paralarını bile kendi ceplerinden verirler.

Nesin Matematik Köyü Finansal Durum

Matematik Köyü, TÜBİTAK gibi ülkede bilimi desteklemek amacıyla kurulmuş olan resmî kurumlar tarafından desteklenmeliydi. Dünyanın her yerinde bu böyledir, çünkü temel bilim okumak isteyen gençler genellikle memur ya da öğretmen gibi dar gelirli ailelerden yetişir.

Ne yazık ki 2008 yılından sonra TÜBİTAK Matematik Köyü’ne desteğini çekmiştir. Son altı buçuk yıldır lise ve lisans programlarımızı hiçbir biçimde desteklememektedir. Lisansüstü programlarımız ise maliyetimizin altında kalan minimum bir meblağ ile ve arada sırada desteklemektedir.

Bir öğrencinin 2016-2017 yılında bir günlük maliyeti (yıllık gideri Matematik Köyü’nde konaklama sayısına böldüğümüz zaman elde edilen sayı) yaklaşık 78 TL’dir.

Nesin Matematik Köyü Bağış hesap numaraları

Nesin Vakfı

İş Bankası, Parmakkapı Şubesi

Şube kodu: 1042

Hesap numarası: 0687054

IBAN: TR170006400000110420687054

Nesin Vakfı

Vakıf Bank, Çatalca Şubesi

Şube kodu: 00237

Hesap numarası: 00158007272068355 IBAN: TR730001500158007272068355

PERPA HABERLER   PERPA ANA SAYFA   PERPA İLETİŞİM

ELEKTRİK MALZEMELERİ

En Çok İhracat Yaptığımız Ülkeler

En çok ihracat yaptığımız ülkeler

En çok ihracat yaptığımız ülkeler

 

En Çok İhracat Yaptığımız Ülkeler

En Çok İhracat Yaptığımız Ülkeler

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, Türkiye’nin ihracatı geçen yıl ocak-haziran döneminde 77 milyar 375 milyon 634 bin dolarken bu yılın ilk yarısında 82 milyar 222 milyon 861 bin dolara ulaştı. İhracat sıralamasında ilk 20’de yer alan ülkelere geçen yılın ilk yarısında 53 milyar 491 milyon 906 bin dolarlık ihracat yapılırken, bu yıl aynı dönemde 54 milyar 828 milyon 167 bin dolarlık satış gerçekleştirildi. Böylece, yılın ilk yarısındaki ihracatın yüzde 66,7’si söz konusu ülkelere yapılmış oldu. İşte Türkiye’nin en çok ihracat yaptığı ülkeler…

 

En çok ihracat yaptığımız ülkeler

1- Almanya

 

2017 İhracatı (Bin Dolar): 7.221.260

 

2018 İhracatı (Bin Dolar): 8.231.279

 

2- Birleşik Krallık

 

2017 İhracatı (Bin Dolar): 4.568.309

 

2018 İhracatı (Bin Dolar): 5.216.727

 

3- İtalya

 

2017 İhracatı (Bin Dolar): 4.257.059

 

2018 İhracatı (Bin Dolar): 5.044.933

 

4- İspanya

 

2017 İhracatı (Bin Dolar): 3.012.946

 

2018 İhracatı (Bin Dolar): 3.894.936

 

5- Irak

 

2017 İhracatı (Bin Dolar): 4.614.661

 

2018 İhracatı (Bin Dolar): 3.887.223

 

6- ABD

 

2017 İhracatı (Bin Dolar): 4.427.116

 

2018 İhracatı (Bin Dolar): 3.837.280

 

7- Fransa

 

2017 İhracatı (Bin Dolar): 3.212.725

 

2018 İhracatı (Bin Dolar): 3.824.510

 

8- Hollanda

 

2017 İhracatı (Bin Dolar): 1.754.299

 

2018 İhracatı (Bin Dolar): 2.414.515

 

9- Belçika

 

2017 İhracatı (Bin Dolar): 1.541.888

 

2018 İhracatı (Bin Dolar): 2.029.609

 

10- İsrail

 

2017 İhracatı (Bin Dolar): 1.626.192

 

2018 İhracatı (Bin Dolar): 1.955.887

 

11- Romanya

 

2017 İhracatı (Bin Dolar): 1.456.649

 

2018 İhracatı (Bin Dolar): 1.923.673

 

12- Polonya

 

2017 İhracatı (Bin Dolar): 1.510.563

 

2018 İhracatı (Bin Dolar): 1.680.947

 

13- Rusya Federasyonu

 

2017 İhracatı (Bin Dolar): 1.126.082

 

2018 İhracatı (Bin Dolar): 1.650.055

 

14- Çin

 

2017 İhracatı (Bin Dolar): 1.333.418

 

2018 İhracatı (Bin Dolar): 1.462.510

 

15- BAE

 

2017 İhracatı (Bin Dolar): 5.570.042

 

2018 İhracatı (Bin Dolar): 1.397.292

 

16- Mısır

 

2017 İhracatı (Bin Dolar): 1.073.399

 

2018 İhracatı (Bin Dolar): 1.393.092

 

17- Suudi Arabistan

 

2017 İhracatı (Bin Dolar): 1.496.046

 

2018 İhracatı (Bin Dolar): 1.328.459

 

18- Bulgaristan

 

2017 İhracatı (Bin Dolar): 1.350.997

 

2018 İhracatı (Bin Dolar): 1.319.359

 

19- İran

 

2017 İhracatı (Bin Dolar): 1.536.537

 

2018 İhracatı (Bin Dolar): 1.313.406

 

20- Yunanistan

 

2017 İhracatı (Bin Dolar): 801.719

 

2018 İhracatı (Bin Dolar): 1.022.477

TÜİK

PERPA HABERLERİ

PERPA HABER ANA SAYFA

PERPA İLETİŞİM

Kardeş Yunan Halkına Geçmiş Olsun

Kardeş Yunan Halkına Geçmiş Olsun

Kardeş Yunan Halkına Geçmiş Olsun

Kardeş Yunan Halkına Geçmiş Olsun

Kardeş Yunan Halkına Geçmiş Olsun

Yunanistan’da önüne geçilemeyen orman yangınlarında şu ana kadar 50 kişi hayatını kaybederken, en az 150 kişi de yaralandı. Başbakan Alexis Çipras yangınlar için “Kuşku uyandırıyor” açıklaması yaptı.

Yunanistan Başbakanı Aleksis Çipras, “Attika’nın hem doğusunda hem batısında aynı anda çıkan yangınlar kuşku uyandırıyor” dedi.

Ormanlık bölgede çıkan, ancak çok şiddetli ve devamlı yön değiştiren rüzgâr nedeniyle kısa sürede Pendeli, Mati, Rafina, Vuças gibi sayfiye yerlerini saran yangın, evler ve arabalar yakmaya başlayınca itfaiye ekipleri evlerin boşaltılmalarını istedi.

Kurtulmak için deniz kenarına inen yüzlerce insanın yardımına koşan askeri ve sivil gemiler, Yunan Sahil Güvenlik botları ve özel sandallar, onları gece boyunca Rafina Limanına çıkarmak için seferler yaptı.

Kardeş Yunan Halkına Geçmiş Olsun

Evsiz Kalan İnsanlar

Limanda bekleyen Yunan Ulusal Acil Yardım Merkezi (EKAV) araçları, limana çıkan yaralılara ilk yardımı verdikten sonra ciddi olanları yakın hastanelere nakletti, geri kalanlar ellerinde fotoğraflarla kayıp yakınları için bilgi toplamaya çalıştılar.

Evsiz kalan insanların geçici olarak barınmaları için Otelciler Birliği tarafından otel odaları temin edildi, askeri mekânlar da seferber edildi.

Gece yarısından sonra açıklama yapan Hükümet Sözcüsü Dimitris Canakopulos, bölgede aynı anda 15 değişik yerde yangın çıktığını, şiddetli rüzgârın ise yangının kısa sürede kontrol dışına çıkmasına neden olduğunu söyledi.

Yangına karadan 300’e yakın itfaiyeci, 100’ü aşkın itfaiye aracı, yaya birlikleri ve gönüllülerle, havadan ise 7 Canadair uçağı ve 10 helikopterlerle müdahale edildiğini açıklayan Canakopulos, Avrupa Sivil Savunma Mekanizması’ndan hava ve karadan yardım desteği talep edildiğini, Kıbrıs ve İspanya´nın olumlu yanıt verdiğini söyledi.

Kardeş Yunan Halkına Geçmiş Olsun

Balkanlar’da barışın sağlanması konusundaki katkıları dolayısıyla Barış Ödülü ile ödüllendirilmek üzere Bosna Hersek´te bulunan Başbakan Çipras ziyaretini yarıda bırakıp acilen Atina´ya döndü.

Çipras, acil durum toplantısında ilgili bakanlar, bürokratlar ve itfaiye teşkilatı yetkilileri tarafından bilgilendirildikten sonra yaptığı kısa açıklamada, yangına müdahale için tüm acil yardım ekiplerinin sevk edildiğini söyledi ve “Attika’nın hem doğusunda hem batısında aynı anda çıkan yangınlar kuşku uyandırıyor” dedi.

26 KİŞİNİN CESEDİNE ULAŞILDI

Yunanistan’da arama kurtarma timleri bir bölgede yangından kaçmaya çalışırken hayatını kaybeden 26 kişinin cesedine ulaştı. Bazı Yunan vatandaşları ise deniz kıyısına kaçtı.

Kardeş Yunan Halkının acı ve üzüntülerini paylaşıyor, yaşamını kaybedenler için başsağlığı, yaralılara geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.

PERPA HABERLERİ

PERPA TİCARET MERKEZİ

PERPA İLETİŞİM

PERPA HABER FACEBOOK

Türkiye’nin ikinci 500 büyük sanayi kuruluşu raporu

Türkiye’nin ikinci 500 büyük sanayi kuruluşu raporu

Türkiye'nin ikinci 500 büyük sanayi kuruluşu raporu

İstanbul Sanayi Odası (İSO), “Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu Araştırması”nın 2017 yılı sonuçlarını bugün açıkladı.

İSO İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu’nun 2016 yılında 82,2 milyar TL olan üretimden satışları, 2017 yılında yüzde 30,9 artarak 107,6 milyar TL’ye yükseldi. İkinci 500 kuruluşlarının; “üretimden satışlar” ile “esas faaliyet karı” gibi temel bazı parametrelerde, tıpkı Mayıs sonunda açıklanan İSO 500 kuruluşlarındaki gibi iyi bir performans sergiledikleri görüldü.

İSO İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu araştırmasında; 2017 yılında üretimden satışlara göre ilk sırayı 309,4 milyon TL ile Oğuz Gıda aldı. İkincilik 309,2 milyon TL üretimden satışlarıyla Zeki Mensucat’ın oldu. Üçüncü sırada ise 308,3 milyon TL ile S.S. Marmara Zeytin yer aldı.

 

İkinci 500’de 102 yeni firma…

 

2017 yılında İSO İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu sıralamasına 102 yeni firma girdi. Bunlardan 66’sı geçen yılki 1000 büyük kuruluşun dışından geldi. 36 kuruluş ise 2016 yılında İSO 500 içinde yer alan ama bu yıl İSO İkinci 500’e gerileyen şirketlerden oluştu.

Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2017 araştırmasının temel bazı verileri, geçen Mayıs sonunda açıklanan İSO 500 Büyük Sanayi Kuruluşu verileri ile önemli ölçüde benzerlikler gösteriyor.

Araştırmanın ortaya koyduğu veriler incelendiğinde; üretimden satışlardan bu satışlardaki reel değişime, esas faaliyet karından vergi öncesi kar ve zarar toplamına kadar; son yılların en iyi performansını ortaya koyan İSO 500 gibi; İkinci 500 kuruluşlarının da çok iyi bir performans sergiledikleri söylenebilir.

Bu bağlamda verilerin ayrıntılı analizlerine geçmeden önce İkinci 500 verilerinde en dikkat çeken göstergenin karlardaki sıçrama olduğunu vurgulamak gerekiyor. Hatta İkinci 500’ün karlarındaki artış oranlarının Birinci 500’ün de üzerinde gerçekleştiği görülüyor. 2017 yılında İkinci 500’de faaliyet karı yüzde 43,9, faiz, amortisman ve vergi öncesi kar (FAVÖK) yüzde 49,3, vergi öncesi kar ve zarar toplamı ise yüzde 67,2 büyüdü. Bu oranlar Birinci 500’de ise sırasıyla yüzde 34,8, yüzde 24,4 ve yüzde 40,7 olarak gerçekleşmişti.

İkinci 500’ün her üç kar büyüklüğüne reel olarak bakıldığında da Faaliyet karı yüzde 28,5, FAVÖK yüzde 33,4, vergi öncesi dönem kar ve zarar toplamı (VÖDKZ) yüzde 49,3 gibi çok ciddi artışların söz konusu olduğu görülüyor. Bu oranlar İSO 500’de aynı sırayla yüzde 20,5, yüzde 11,2 ve yüzde 25,7 olarak gerçekleşmişti.

İkinci 500’ün karlılıklarındaki bu olumlu verilere karşın, tıpkı İSO 500’de olduğu gibi İkinci 500’deki sanayi kuruluşlarının da ağır bir finansman yükü altında olduklarını ve 2017’deki faaliyet karlarının yüzde 42,8’ini finansman gideri olarak kaybettiklerini görüyoruz. 2017 yılında faizlerde görece bir düşüş olmakla birlikte bugünkü mevcut faizlerle bu karlılıkların sürdürülebilirliği mümkün görülmemektedir.

 

 

AR-GE harcamaları yükseliyor

Türkiye'nin ikinci 500 büyük sanayi kuruluşu raporu

İkinci 500 şirketlerinin AR-GE harcamalarını artırmaları araştırmanın dikkat çeken bir başka bulgusu oldu. İkinci 500 şirketleri geçen yıla göre AR-GE harcamalarını yüzde 68,5 artırarak 488,5 milyon TL’ye çıkarırken, AR-GE harcamalarının üretimden satışlara oranını da yüzde 0,35’den yüzde 0,45’e yükseltmeyi başardılar. İkinci 500’ün AR-GE yapan firma sayısı ise 177’den 188’e çıktı.

AR-GE harcamalarındaki artış oranı İSO 500 şirketlerinde yüzde 23,7 iken, yapılan harcamaların üretimden satışlara oranı da yüzde 0,57’den yüzde 0,53’e gerilemişti. AR-GE yapan firma sayısı da 239’dan 254’e yükselmişti.

İSO İkinci 500 şirketlerinin başarılı olduğu bir diğer alan da ihracat oldu. İkinci 500’ün ihracatı üç yıl aradan sonra yeniden artış gösterdi. 2014’te yüzde 5,4, 2015’te yüzde 17, 2016’da yüzde 2,8 oranında gerileyen İSO İkinci 500’ün ihracatı 2017 yılında yüzde 16,9 oranında artarak 8,9 milyar dolara yükseldi. İSO 500’de olduğu gibi İSO İkinci 500’de de ihracat artışı, Türkiye ihracat artışının üzerinde gerçekleşti.

Temel göstergelerle İkinci 500…

 

Türkiye'nin ikinci 500 büyük sanayi kuruluşu raporu

Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2017 araştırmasının temel bulgularının ayrıntılarına geçmeden önce; özellikle, finansman giderlerinin İSO 500’de olduğu gibi, İSO İkinci 500’de de sanayi kuruluşlarının karlılıklarında temel belirleyici olmayı sürdürdüğünü söylemek gerekiyor.

Sıralama ölçütü olarak üretimden satışların kullanıldığı İSO İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu araştırmasının 2017 yılı sonuçlarında dikkat çeken temel bazı verilerin şu şekilde ortaya çıktığı görüldü.

İSO İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu’nun 2016 yılında 82,2 milyar TL olan üretimden satışları, 2017 yılında yüzde 30,9 artarak 107,6 milyar TL’ye yükseldi. 2016 yılında reel olarak hemen hemen aynı kalan üretimden satışlar, 2017 yılında oldukça güçlü bir performans gösterdi.

2017 yılında faaliyet giderlerinde yaşanan göreceli daha yavaş artışın da katkısıyla İkinci 500’ün faaliyet karlılığında önemli bir iyileşme yaşandı. 2016 yılında 8,7 milyar TL olan toplam faaliyet karı, 2017’de yüzde 43,9 artarak 12,5 milyar TL olarak gerçekleşti. Faaliyet karının net satışlara oranı da aynı dönemde yüzde 9,4’ten yüzde 10,3’e yükseldi.

Araştırmanın sonuçları, sanayi kuruluşlarının 2016 yılında 4,4 milyar TL olan finansman giderlerinin 2017 yılında yüzde 21,7 oranında artarak 5,4 milyar TL’ye ulaştığını ortaya koyuyor. Finansman giderlerinin net satışlara oranı da 0,3 puan azalarak yüzde 4,4 oldu.

2017 yılında İSO İkinci 500’ün FAVÖK ile vergi öncesi dönem kar ve zarar toplamı büyüklükleri de şöyle gerçekleşti. 2016 yılında 11,1 milyar TL olan faiz amortisman ve vergi öncesi kar büyüklüğü 2017’de yüzde 49,3 oranında artarak 16,6 milyar TL’ye yükseldi. Vergi öncesi dönem kar ve zarar toplamı da yüzde 67,2 oranında artışla 4,4 milyar TL’den 7,4 milyar TL’ye yükseldi. Her iki kar büyüklüğü de reel olarak önemli artışlar gösterdi.

 

Son yıllarda İSO İkinci 500’ün üretimden satışlarında görülen zayıf büyümenin, 2017 yılında yerini reel büyümeye bıraktığı görülüyor. Bu bağlamda 2017 yılında üretimden satışların reel olarak yüzde 17 büyümesi dikkat çeken bir faktör olarak öne çıkıyor.

Satışlardaki artışta iç ve dış talepteki büyümenin yanı sıra ihracat gelirlerinde etkili olan döviz kurlarındaki artışın da rol oynadığı tahmin ediliyor. Gerçekleşen bu reel büyüme oranının İSO İkinci 500’de son 14 yılın en yüksek ikinci oranı olarak dikkat çektiğini vurgulamakta yarar var.

 

2017 yılında küçük bir gerileme olsa da; finansman giderlerinin, sanayi kuruluşlarının karlılıklarında temel belirleyicilerden biri olmayı sürdürdüğü görülüyor. İkinci 500’de finansman giderlerinin faaliyet karına oranı 2017’de yüzde 50,6’dan yüzde 42,8’e geriledi. Sanayi kuruluşları 2017 yılında elde ettikleri karın daha düşük bir payını finansman giderlerine ayırdı. Buna rağmen sanayinin mevcut mali yapısı içinde faiz ve kur dalgalanmaları sanayi sektöründe karlılığı ve sermaye birikimini etkilemeye devam ediyor.

 

Finansal göstergeler içinde borçlanma ile özkaynakların dağılımını yansıtan kaynak yapısı, kuruluşların finansal yapılarını ortaya koyan en önemli göstergelerin başında geliyor.

Oranlara bakıldığında İSO İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu’nun kaynak yapısında toplam borçların payı 2013-2016 döneminde yüzde 61,2 ile yüzde 60,5 arasında istikrar gösterdikten sonra 2017 yılında yüzde 66,2’ye yükseldiği dikkat çekiyor. Özkaynak payının ise yüzde 33,8 ile son 10 yılın en düşük seviyesine gerilediği görülüyor.

 

Araştırma sonuçları, İSO İkinci 500’de borç yükünün arttığını ortaya koyuyor. Özellikle mali borçlardaki artışın toplam borçlardaki artışa göre daha hızlı seyretmesi dikkat çekiyor. 2016’da 36,1 milyar TL olan toplam mali borçlar 2017’de yüzde 50,9 oranında artarak 54,5 milyar TL’ye ulaştı. Böylece mali borçların toplam borçlar içindeki payı 2016 yılında yüzde 58,1 iken, 2017’de yüzde 58,9’a ulaştı.

 

Mali borçların vade dağılımına baktığımızda, son yıllarda uzun vadeli mali borçlar lehine nispi bir iyileşmenin yaşandığı anlaşılıyor. 2016 yılında kısa vadeli mali borçların toplam mali borçlar içindeki payı 48,4 iken, 2017 yılında yüzde 40,5’e geriledi.

Orta-uzun vadeli borçlanma imkanlarının nispeten arttığını göstermesi açısından oldukça önemli olan bu gerilemede Türk Lirasındaki değer kaybının belirleyici rol oynamasının da gözden kaçırılmaması gerekiyor. Zira bilançolarda yer alan döviz cinsi mali borçların TL cinsinden değerlerinin artması, orta-uzun vadeli mali borçların toplam mali borçlar içindeki payını artırırken, kısa vadeli mali borçların payının önemli ölçüde gerilemesine neden olduğu görülüyor. Burada KGF teminatı aracılığıyla sağlanan kredilerin katkısını da unutmamak gerekiyor.

 

Son yıllarda paylaştığımız bir diğer önemli veri de kuruluşların devreden KDV yükü. 2017 yılında İSO 500’ün devreden KDV’si bir önceki yıla göre yüzde 20 oranında artarak 7,2 milyar TL’ye yükselmişti. Bu yük İkinci 500’de de artarak devam ediyor. İSO İkinci 500’ün devreden KDV’si, 2017 yılında daha yüksek bir oranda artarak yüzde 48,7 artışla 1,7 milyar TL’ye ulaşmış bulunuyor.

 

Sanayinin önemli göstergelerden biri olan duran varlıklar ile dönen varlıklar arasındaki döngünün İkinci 500’deki görünümüne bakıldığında; 2017 yılında duran varlıkların toplam varlıklar içindeki payı yüzde 41,5’e çıkarken, dönen varlıkların payı yüzde 58,5’e geriledi. Duran varlıklar lehine ortaya çıkan bu iyileşme, sanayicinin yatırım iştahı ve motivasyonunu göstermesi açısından önemli bulunuyor.

 

2017 yılında İSO İkinci 500’de kar eden kuruluş sayısı 434’e çıkarken, zarar eden kuruluş sayısı ise 66 oldu. Böylece İkinci 500 şirketleri, 2010 sonrasındaki en yüksek kar eden firma sayısına ulaşmış bulunuyor.

Faiz, amortisman ve vergi öncesi kar açısından bakıldığında ise kar eden kuruluş sayısı 2017 yılında 489 olarak gerçekleşti. Zarar eden kuruluş sayısı ise 11 oldu. 2014-2016 döneminde FAVÖK karı elde eden firma sayısı çok değişmezken, 2017 yılında son beş yılın en yüksek sayısına ulaşıldı.

 

İkinci 500’ün teknoloji yoğunluklarına göre yarattıkları katma değer verilerine bakıldığında 2017 yılında yaratılan katma değer itibarıyla en yüksek payı yüzde 46,2 ile düşük teknoloji yoğunluklu sanayilerin aldığı görülüyor.

Bu sanayi gurubun payı geçen yıla göre 2 puan yükselmiş. Orta-düşük teknoloji yoğunluklu sanayilerin payı ise 2017 yılında 3,1 puan düşmüş ve yüzde 27,2 olmuş durumda. Orta-yüksek teknoloji yoğunluklu sanayiler grubunun payı ise 2016 yılında yüzde 21,1 iken 2017 yılında yüzde 23,4’e yükseldi. Yüksek teknoloji yoğunluklu sanayiler grubunun payı ise 2016 yılında yüzde 4,3 iken 2017 yılında yüzde 3,1 oldu.

Bu tablo, Türkiye’de sanayinin yüksek katma değerli ve yüksek teknoloji yoğunluklu sektörlere dönüşüm ihtiyacının sürmekte olduğunu gösteriyor. Ancak İSO 500 çalışmaları ölçüm yapılan son beş yıldır bu konuda henüz yeterli ilerleme sağlanamadığını açıkça ortaya koyuyor.

 

Sanayi sektörü istihdam ve nitelikli insan kaynağı açısından önemli alanların başında gelmeye devam ediyor. Bu çerçevede İSO İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu’nda çalışan sayısındaki gelişmeler ile çalışanlara ödenen maaş ve ücretlerdeki artışlar önemli bir gösterge.

2017 yılındaki istihdam teşviklerinin de etkisiyle İSO İkinci 500’ün istihdamı yüzde 4,4 artarken, ödenen maaş ve ücretlerdeki artış da yüzde 14,2 olarak gerçekleşti.

 

2017 yılında İSO İkinci 500’de yabancı sermaye paylı kuruluşların sayısı 4 adet daha azalarak 61’e indi. 2007 ile 2014 arasında İSO İkinci 500 içinde yer alan yabancı sermaye paylı kuruluş sayısı dalgalanma gösterirken, bu dalgalanma 2014 yılından sonra gerilemeye dönüşmüş gözüküyor. Yabancı sermaye paylı kuruluş sayısı 2017 yılında 61 ile son yılların en düşük seviyesine gerilemiş durumda.

 

İSO İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu çalışmasında 2017 yılında üretimden satışlara göre ilk sırayı 309,4 milyon TL ile Oğuz Gıda aldı. İkincilik 309,2 milyon TL üretimden satışlarıyla Zeki Mensucat’ın oldu. Üçüncü sırada ise 308,3 milyon TL ile S.S. Marmara Zeytin yer aldı.

Liste için tıklayınız

 

Sanayide Büyüme Mayıs 2018

Sanayide Büyüme Mayıs 2018

Sanayi üretimi mayısta yüzde 6.4 büyüyerek beklentileri aşarken Türkiye ekonomisinin de ikinci çeyrekte büyüme performansını devam ettireceğini ortaya koydu. İlk çeyreğe göre sanayide yavaşlama olsa da analistler Türkiye’nin yüzde 5-6 bandında büyüyebileceğini belirtiyor.

Sanayide Büyüme Mayıs 2018

Düşük viteste büyümeSANAYİ üretimi mayısta, geçen yılın mayısına göre takvim etkilerinden arındırılmış olarak yüzde 6.4 büyüdü ve yüzde 5.5 seviyesindeki beklentileri de aştı. Böylece sanayi üretimi ikinci çeyreğin ilk iki ayı nisanda yüzde 6.2, mayısta ise yüzde 6.4 yükseliş gösterdi. Her ne kadar ilk çeyrekteki yüzde 9.9’luk büyümenin yakalanması zor olsa da sanayi üretimi Türkiye ekonomisinin büyümesine yine güçlü bir destek vereceğini ortaya koydu. Yani her ne kadar bir hız kaybı olsa da sanayi üretiminin artışı sürdü. Mayıstaki yükselişte ihracatçı sektörlerin yanı sıra gıda gibi iç pazara yönelik üretim yapan sektörlerin de katkısı büyük oldu. Sanayideki artış ekonomide sert bir yavaşlama olmayacağını gösterirken analistler yüzde 5-6 seviyesinde bir ikinci çeyrek büyümesi bekliyor.

 

DAYANIKSIZ TÜKETİM

Türkiye İstatistik Kurumu’nun dün açıkladığı verilere göre mayısta mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış olarak sanayi nisan ayına göre yüzde 1.6 küçüldü. Yıllık üretim artışı ise devam ediyor. Ana mal gruplarında en yüksek artış yüzde 8.6 ile dayanıksız tüketim malları üretiminde oldu. Bu grupta, gıda, yiyecek, içecek, giyim gibi mallar yer alıyor ve bu grubun sanayi üretimi büyümesine katkısı 2.4 puan oldu. İkincilik ise yatırımların habercisi sermaye malı üretiminde. Yüzde 6.1 büyüyen sermaye malı üretiminin sanayiye katkısı 1.1 puan. Dayanıklı tüketim malı üretiminde ise yavaşlama var. Yüzde 5.8 artan üretimin katkısı 0.3 puanda. Dayanıklı tüketim malında otomotiv, beyaz eşya gibi ürünler yer alıyor. Bu ürünler de döviz kuru dalgalanmalarına direkt tepki veren sektörler.

 

Düşük viteste büyüme

GIDADA YÜKSELİŞ

Sanayi üretiminde en yüksek ağırlığa sahip imalat sanayinde ise yüzde 6.5’lik bir büyüme yakalandı. Tıpkı dayanıksız tüketim mallarında olduğu gibi imalat sanayinde de gıda ürünleri imalatındaki yükseliş dikkat çekici. Geçen yıl mayısa göre yüzde 14.5 üretim artışı yakalayan sektörün sanayi üretimine katkısı 1.9 puan. Geleneksek sektörlerimiz tekstil yüzde 5.3 büyümeyle 0.5 puanlık, giyim eşyaları üretimi de yüzde 6.2 büyümeyle 0.5 puanlık katkı yaptı.

 

Düşük viteste büyümeOTOMOTİVDE İVME KAYBI

İhracatçı sektörlerden kimya sektöründe ise büyüme yüzde 17.9. Bu artışın sanayi üretimine katkısı ise 0.9 puan. Plastik imalatından da yüzde 8.1’lik büyümeyle gelen 0.5 puanlık katkı var. Otomotiv sektörü hız kesti. Bu sektörde mayısta yüzde 2.6 gibi düşük bir üretim artışı yaşandı ancak haziran için işler iyi gitmiyor. Otomotiv Sanayicileri Derneği’nin (OSD) verilerine göre haziranda otomotiv üretimi yüzde 40 küçüldü. Otomotiv sektöründeki yaşanan daralmanın genel sanayi üretimi verilerine etkisi büyük olacak.

 

‘CEP’Çİ KATKISI

Daralan sektörler ise medya ile petrol ürünleri. Bu iki sektör sanayi üretimini 0.2 puan azalttılar. Bilgisayar ve elektronik imalatı ise yüzde 40.7’lik yüksek artışla dikkat çekiyor. Bu sektörde General Mobile’ın İstanbul İkitelli’de açtığı yeni cep telefonu fabrikasının katkısı büyük. Vestel’in de ihracat kaynaklı cep telefonu üretim kapasitesi artışı yüksek büyümeyi getirdi.

 

SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI MUSTAFA VARANK: ÜRETİM 20 AYDIR ARALIKSIZ BÜYÜYOR

SANAYİ ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, yaptığı açıklamada sanayi üretiminin mayısta piyasa beklentilerini aştığını ve yüksek büyümesini sürdürdüğünü belirtti. Varank, “Sanayi üretimi 20 aydır aralıksız büyümektedir. Bu veriler, yılın ikinci çeyreğinde de ekonominin sanayi üretimi öncülüğünde büyüdüğünü göstermektedir. Gerek iç tüketim ve ihracat tarafındaki gelişmeler, gerekse de kapasite kullanımlarının şu an geldiği durum sanayi büyümesine destek olmaktadır. İhraç ettiğimiz malların yüzde 94’ünün sanayi ürünlerinden oluştuğunu göz önüne alırsak; ihracat pazarlarımızın istikrarlı şekilde yoluna devam etmesi sanayinin daha da güçlenmesinin önünü açacaktır. Ayrıca, turizm sektöründeki canlanma sanayi sektörünün, önümüzdeki dönemde hızlanmasına yardımcı olacaktır” dedi. Sanayi üretimindeki büyümenin, istihdamda da kendini gösterdiğini vurgulayan Varank, şöyle devam etti: ”Türkiye, son açıklanan verilere göre bir yıl içinde toplam 852 bin yeni istihdam üretmiştir. Sanayi sektörü, yıllık bazda istihdamını oransal olarak en hızlı artıran sektör olmuştur. Türkiye’nin sıçrama yapma vakti gelmiştir. Sıçrama ise, teknolojiyi üreten ve ürettiği teknolojiyi sanayisiyle buluşturabilen, sanayide dijital dönüşümü yakalayan bir ekonomi eliyle oluşturulabilir. Bakanlığımız ülkemizin hızla sıçrama yapması ve hak ettiği yerlere kavuşması için sanayicilerin yanında olmaya devam edecektir.“

Kaynak